Bu ağıdı öldüğün için söylemiyorum
Sen ölmedin Rüveyda;at vuruldu ben öldüm
Her hamlesi bir tabut şimdi bakışlarının Yıkayıp kefenledim mehtabına gömüldüm Her iklime kanatlı bir haberci salsınlar Çağır aşıklarını; namazımı kılsınlar
Duysun alem ateşin dağı erittiğini
Bu illetin taşları bile çürüttüğünü
Gün olur da, ayrılık yumağı çözülür mü Bergüzarım ayaklar altında ezilir mi Rüveyda, görürmüyüm yeşil ufuklarını Seninle bir sonsuzluk bulur muyum Rüveyda
Yoksa hep bu kabirde kalır mıyım Rüveyda
Hangi yıldızdır bilmem, gözlerin
Kayar da üzerime Rüveyda
Önce tuhaf bir deprem yayılır bedenime Sonra açılır önümde ıstırap vadileri
Silik renkleriyle adımlarıma
Çözülmeye yüz tutan bir mazi mühürlenir
Zaman sadece nesnelerden geçmez;insanın içinden geçer gerçekte.Emeklerinden, arzularından, sustuklarından geçer.Yarım kalmış ne varsa birikir içerde; acılaşır, bir kan pıhtısı gibi içten içe atar durur.Zehirli bir sabır olur.