Henüz yataktayım. Bu kentin en güzel özelliği her sabah yeni bir mevsimin insanı karşılaması.
Bir gün, sokakları saran güneş ve sıcaklık, ertesi sabah yerini hemen serin bir havaya bırakıveriyor. Ve sevdiğim gri gökyüzü, canlı yeşili üzerine oturuyor ağaçların.
Zaman zaman kendimi bağdaştırdığım dış dünya ile giderek zayıflıyor bağlantılarım. Kalkacak bir trene binerken, beni artık içinde bulunduğum ülke, gideceğim kent, ineceğim istasyon, bindiğim tren ve kompartimandaki insanlar pek ilgilendirmiyor.
İşte "beğendiğim" insanlar:
lodosta başı ağrımayanlar,
insan dramının bilincinde olmayanlar,
her sanat yapıtını aynı biçim ve aynı ölçü ile algılayanlar,
uçakta iştahla yemek yiyenler,
karı veya kocasına hayranlık duyanlar,
kendilerine hakim olmaları gerektiğini sananlar,
görgüden söz edenler,
herhangi bir gemide, herhangi bir yabancının ayakkabı-larını modaya uygun bulup bu konuda konuşanlar,
biriyle yatıp, ona iyilik ettiklerini sananlar,
sabahları genel konular üzerine konuşabilenler,
özel yaşamlarını gizli tutmaları gerektiğini sanıp, bu konuda hiç söz etmeyenler,
yemekler ve mutfak üzerine konuşurken, sanki bir askeri darbeden söz eder gibi heyecanlananlar,
aşık olunca, ömür boyu sürecek eşlerini bulduklarını sananlar