• Ey dostlar! Deha seli niçin bu kadar ender akar, sular niçin bu kadar ender kabarır ve şaşkın ruhunuzu sarsar? Sevgili dostlar, bahçedeki kulübeleri, lale tarhları, sebze bahçeleri mahvolmasın diye, gelecekte olabilecek felaketlere karşı zamanında yaptıkları set ve kanallarla önlem almayı bilen beyler suyun iki tarafında huzur içinde otururlar.
  • Ey Allah'ın sevgilisi! Eşsiz Yaratıcı'nın Elçisi sensin
    Allah'ın kulları arasından seçtiği pâk ve benzeri olmayan sensin

    Ulu Allah'ın nazlısı kâinatın yüksek derecelisi ve ekmeli
    Peygamberlerin gözünün nuru bizim gözlerimizin ışığı sensin

    Mi'râc gecesi Cebrâil rikabında olduğu halde
    Dokuz kat yeşil kubbenin üstüne ayak basan sensin

    Ey Allah'ın Elçisi! Bilirsin ki ümmetlerin acizdirler
    Başsız ayaksız âcizlerin yol göstericisi sensin

    Peygamberlik bostanının servisi ma'rifet dünyasının ilkbaharı
    Şerî'at bağının gül fidanı yüce sünbül sensin

    Şems-i Tebrîzî Peygamberin medhini ezberlemişdir
    Mustafâ vü Müctebâ o Ulu Efendi sensin

    ----------------------------------------------

    (Ya Hazret-i Mevlânâ hak dost)
    Yâ Habîballah Resûl-i Hâlik-i Yektâ tüyî
    Ber güzîni zül-Celâl pâk ü bî hemtâ tüyî (Dost sultânım)

    Nâzenin-i Hazret-i Hakk sadr u bedr-i kâinât
    Nûr-i çeşm-i enbiyâ çeşm-i çerâğ-ı mâ tüyî (Yâ Mevlânâ hak dost)

    (Sultânım) Der şeb-i mi’râc bûde Cebrail ender rikâb (dost dost)
    Pâ nihâde ber ser-i nüh künbedi hadrâ tüyî (Yâ Mevlâna hak dost)

    (Sultânım mahbûb-i men dost dost dost)
    Yâ Resûlallah tü dâni ümmetânet âcizend
    Rehnümâ-yı âcizâni bî ser ü bî pâ tüyî (Hak dost dost dost)

    (Sultânım) Serv-i bostân-ı risâlet nev-behâr-ı ma’rifet
    Gülbün-i bağ-ı şerî'at sünbül-i bâlâ tüyî (yâ veliyyallah dost dost)

    Şems-i Tebrîzî ki dâred Nâ’t-ı Peygamber zi ber
    Mustafâ vü Müctebâ ân Seyyid-i a'lâ tüyî
    (Yâ tabîb-el kulûb yâ veliyyallah Allah dost dost)


    https://www.youtube.com/watch?v=WrKuyUUw5gE
  • Aklım...
    Kalbim...
    Ruhum...
    Hep başka...
    Bambaşka alemlerde...


    İçim ey içim!
    Bu yolculuk nereye?
  • Ey insanlar ! Kur'an size Rabbinizden bir öğüt , kalplere bir şifa ve inananlar için yol gösterici bir rehber ve rahmet olarak geldi ..

    Yunus | 10/57

  • Benim ilk çocuğum, ilk hocam, ilk yoldaşım
    19 yaşım
    Sana anam gibi hürmet ediyorum
    edeceğim
    Senin ilk arşınladığın yoldan gidiyorum
    gideceğim
    Benim ilk çocuğum, ilk hocam, ilk yoldaşım
    19 yaşım
    *
    Çok uzaklarda yuvarlanıyor başım
    Oturuyor 19 yaşım
    yatağımın başucunda
    ellerimin avucunda
    bana diyor ki;
    – kafamızda getirelim geri
    o delikanlı günleri cancazım,
    o dehşetli güzel günleri…
    *
    Köpüklü şahlanışların dönüm yeri..
    Dünyanın altıda biri;
    kan içinde doğuran ana..
    İstasyondan istasyona
    yalınayak
    tankları kovalayarak
    açlıkla yarış…
    Şarkıların boyu kilometre
    ölümün boyu bir karış…
    *
    Kafkas;
    güneş
    Sibirya;
    kar
    Seslenebildiğiniz kadar ses-
    -lenin
    24 saatte 24 saat Lenin
    24 saat Marks
    24 saat Engels
    Yüz dirhem kara ekmek,
    20 ton kitap
    ve 20 dakika şey! ..
    *
    Ne günlerdi heheheeey
    onlar ne günlerdi ahbap! ! ..
    Çok uzaklarda yuvarlanıyor başım
    Duruyor karanlıkta 19 yaşım
    Lambayı yakıyorum
    ona hayretle
    muhabbetle
    hürmetle
    ve daha bilmem neyle bakıyorum
    bakışıyoruz
    *
    Yılların arkasında çırptı kanadını
    `Strasroy Ploşaat` ın saat kulesi
    Yaşıyor herhangi bir 24 saatini
    Vatandaş kavgasının darülfünun talebesi;
    Balık çorbası, tüfek talimi, tiyatro, balet
    KİTAP..
    Patetes kamyonu başında süngü tak bekle nöbet
    KİTAP… KİTAP…
    Madde, şuur, istismar, fazla kıymet
    KİTAP… KİTAP… KİTAP…
    Manikür;
    hayır,
    Diş fırçası;
    evet.
    KİTAP… KİTAP… KİTAP…
    Bu ne 24 saat
    bu ne 24 saattir ahbap! !
    *
    Aşk;
    yoldaş,
    Profesör;
    yoldaş,
    Zenci;
    coni,
    Alman;
    Telman,
    Çinli;
    Li
    Ve 19 yaşım
    yoldaş da yoldaş, yoldaş da yoldaş,
    yoldaşım…
    Yılların arkasında yuvarlanıyor başım
    başım yuvarlanıyor
    Uzun saçlarından tutuştu yıllar
    yıllar yanıyor
    yanıyor da yanıyor…
    *
    Oku
    Yaz
    Boz
    Bağır
    Çağır!
    Bütün kuvvetinle nefes al…
    KaFanda, kalbinde
    etinde
    iskeletinde ihtilal…
    İhtilal;
    gündüz-gece
    Gece ormanda çam dalları yakarak,
    bembeyaz
    yusyuvarlak aya bakarak,
    hep bir ağızdan şarkılar söyleniyor..
    Ve bu anda
    kuvvetli dinç
    bir ağrıdan gelen deli bir sevinç
    sıçrar atlar köpüklenir çatlar
    kafanda…
    *
    Haaayydaa,
    beyaz orduları dumanlı ufuklar gibi önüne katan
    bir kızıl süvarisin,
    bir kızıl süvariyim,
    bir kızıl süvariyiz,
    bir kızıl,,,,,
    Geçti üç yıl
    Ey benim 19 yaşım,
    Ormanda çam dalları yaktığımız
    hep bir ağızdan şarkılar söyleyerek aya baktığımız
    gecelerin üstünden……..
    Ben yine söylüyorum aynı şarkıları
    Döndürmedi rüzgar beni havada yaprağa,
    ben kattım önüme rüzgarı…
    Ve sen ki en yıkılmazları yıkabilirsin,
    gözüme bakabilir
    elimi sıkabilirsin…
    Ve sen ki…
    Sen,
    BENİM İLK ÇOCUĞUM, İLK HOCAM, İLK YOLDAŞIM
    19 YAŞIM
    (Nazım Hikmet)
  • Bak gece gece sinirlendim. Bu Hafız Hamdi Çelebi denen kişi bu şiiri hangi akla hizmet yazmış, sonra Padişaha sunmuş, en çok kafama takılani da Padişah buna nasıl cevap vermiş?

    Kanuni döneminin Divan-ı Hümayün katibi olan Hafız Hamdi Çelebi, Kadimi mahlası ile yazdığı şiirde bugünün Türkçesi ile şöyle yazar:

    “Padişahım kainatın yaradılışından bu yana
    Dünya içinde Türklerin kötülüğünden bahsedilir,
    Allah Türke hiç anlayış vermemiştir.
    O aklı evvel de olsa haksızdır.
    Türk baban bile olsa onu öldür.
    (Ültül-üt Türke velev kone ebak)
    O iyilik madeni kudretli Peygamber
    Türkü öldürünüz kanı helaldir demiştir.
    Bunların işleri daima sapıklık oldu
    Cümlesinden bunu misal olarak al.
    Türk baban bile olsa onu öldür.
    (Ültül-üt Türke velev kone ebak)
    Türkün adam olacağını sanma.
    Bir an olsun Türkle oturma
    Türk elinde şeker olsa zehir
    Türkün başını hiç üzüntü duymadan kes.
    Türkü öldür baban bile olsa
    Ey Kadimi, Türke hiç olma yakın.
    Sözleri kıymetli inci bile olsa
    Sakın Türklere yaklaşma
    Üzülmeden başını kes kanını dök
    Türkü öldür baban bile olsa.
    (Kaynak; Mehmet Ali Aynizade, Milliyetçilik, İstanbul 1943, s.392-394)
  • Ey gövdesini aklının çarmıhında unutanlar
    Yalnızlık bizden yayılıyor dünyaya
    Ağzımızda kan pıhtısı arzular
    Topuklarımızda uzakların kararan çanı
    Duvarlara gömüyoruz var oluş ayetimizi.
    Şükrü Erbaş
    Sayfa 28 - Kırmızı Kedi