• Ey vatan, gözyaşların dinsin yetiştik işte biz..
  • Rüzgar
    Arzularım muayyen bir haddi aşınca
    Ve kulaklar sözlerime sağırlaşınca
    Bir ihtiras duyup vahşi maceralara
    Çıkıyorum bulutları aşan dağlara.
    Tanrıların başı gibi başları diktir,
    Bu dağları saran sonsuz bir genişliktir,
    Ben de katıp vücudumu bu genişliğe,
    Bakıyorum aşağılarda kalan hiçliğe.

    Bu dağların bir rakibi varsa rüzgardır.
    Rüzgar burda tek başına bir hükümdardır.
    Burda insan duman gibi genişler, büyür.
    Bu dağlarda ıstıraplar, sevinçler büyür.
    Buralarda her düşünce sona yakındır,
    Burda her şey bizden uzak, ‘O’ na yakındır.
    Burda yoktur insanların düşündükleri,
    Rüzgar siler kafalardan küçüklükleri.
    Yanağıma çarpar geniş kanatlarını,
    Ve anlatır mabutların hayatlarını.
    Arasıra kulağını bana verdi mi,
    Ben de ona anlatırım kendi derdimi.

    ‘Ey dağların dertlerini dinleyen rüzgar!
    Benim artık yalnız sana itimadım var.
    Gelmiş gibi uzaktaki bir seyyareden
    Yabancıyım bu gürültü dünyasına ben.
    Etrafımın sözlerine aklım ermedi,
    Etrafım da bana asla kulak vermedi.
    Senelerden beri hala anlaşamadık,
    Ben de kestim anlaşmaktan ümidi artık.
    Gözlerimde hakikati sezen bir nurla
    Etrafımı süzüyorum biraz gururla.

    Bir dürbünün ters tarafı gibi bu dünya
    En büyük şey, en asil şey küçülür burda.
    Burda yalan para eden biricik iştir,
    Burda her şey bir yapmacık, bir gösteriştir.
    Kimi coşar din uğruna geberir, yalan!
    Kimi gider vatan için can verir, yalan!
    Bir filozof yetmiş eser yazar, yalandır;
    Bir kahraman istibdadı ezer, yalandır.
    Şairlerin büyük aşkı fani bir kızdır,
    Bu dünyada herkes sinsi, herkes cılızdır.
    Ne hakiki aşktan burda bir çakan vardır,
    Ne de onu görse dönüp bir bakan vardır,
    Her büyüklük cüzzam gibi dökülür burda,
    En muazzam ölüm bile küçülür burda.

    Benim kafam acayip bir dimağ taşıyor,
    Her dakika insanlardan uzaklaşıyor.
    Zaman zaman mağlup olsam bile etime,
    İnsan olmak dokunuyor haysiyetime.
    Büyük, temiz bir arkadaş arıyor ruhum,
    İşte rüzgar, şimdi sana sığınıyorum!
    Asaletin yeri yoktur gerçi hayatta,
    En asil şey seni buldum kainatta,
    Güneş gibi ne bin türlü ışığın vardır,
    Ne de süse, gösterişe baktığın vardır.
    Deniz gibi muamma yok derinliğinde,
    Bir ferahlık, bir saflık var serinliğinde.
    Bir dev gibi küçük, mızmız sesleri yersin,
    Allah gibi görünmeden hüküm sürersin.

    Düşmanıyım ben de cılız güzelliklerin,
    Rüzgar! Bu dağ başlarında çırpınan serin
    Kanatların gökyüzünde akan bir seldir,
    Bana kudret ve cesaret veren bir eldir.
    Beşerlikten uzaktayım senin ülkende,
    Senin gibi azamete aşıkım ben de.
    İşte Rüzgar! Senin gibi ben de deliyim.
    Islıklarım senin gibi inlemelidir,
    Herkes beni ürpererek dinlemelidir.
    Rüzgar! Sana, yalnız sana benzemeliyim.'

    Sabahattin Ali
  • Ey Müslüman gençliği
    Varoluş amacın ve birinci vazifen; İslam’ın istiklalini, İslam ümmetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.

    Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli Allah ve Resulünün hükümlerine teslim olmak ve düzen tamamen İslam oluncaya kadar uğruna CİHAD etmektir. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir.

    İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dâhili ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, İslam’ı müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak üzere içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyecek; ister zengin ister fakir; ister güçlü ister zayıf; ister âlim ister ümmî ol, ebedi yaşayacağın cenneti kazanabilmek için malını ve canını feda edeceksin.

    Bu imkân ve şerait çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir.

    Yüce dinine kasteden, hükümlerini bozmaya uğraşan ve sinsice aleyhine çalışan düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz Yaratıcın, Resulün ve dininin bütün değerleri zapt edilmiş, namus ve vicdanına girilmiş, hürriyetine musallat olunmuş, kardeşlerin zulme uğramış, memleketin ve arzın her köşesi İslam düşmanlarınca işgal edilmiş olup tek başına kalsan dahi; asla mücadeleden vazgeçmeyecek, kâinata hükmeden Allah’ının yardım ve desteğinin üzerinde olduğu inancını kaybetmeyeceksin. Zerre bir tereddüdün imanını yitirmene neden olabileceğini zihninden ve kalbinden çıkarmayacaksın! Çünkü Allah’tan daha güçlü ve dilediğini zelil edebilecek başka bir irade yoktur.

    İslamsız yaşamanın komadaki bir hastadan farksız olduğunu düşünerek, imansızca hayatta kalmaktan ise, imanla şahadete koşacaksın. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde iktidara sahip olanlar ve ulema kesilenler; gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Senden olduklarına dair imajlarına yanılmamalı, dinin adına en sert bir müdahalede bulunmalısın.

    Ey Müslüman Türk İstikbalinin evlatları! İşte bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen; İslam Cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, vekilin Allah’ta ve kalbindeki imanda mevcuttur!

    Gerek yanı başındaki gerekse dünyanın başka bir yerindeki kardeşinin taşıdığı ırk, seni üstün kılacak farklı duygulara sürüklememeli, seni yücelten ve şereflendiren imanını mundarlaştırmamalıdır. Irk, bir marka; millet de ürünleridir. Irk ve milletin Allah nezdinde asli bir değeri olmayıp, insaniyetle de ilişiği bulunmamaktadır. Müslüman Kürt kardeşlerimizin üzerinde oynanan haçlı tuzağına karşı İslam’ı kalkan yapmalı; Kürt kardeşini, düşman bir Türk kâfir veya münafığa peşkeş çekmemelisin. Irki sevdanın bir şeytan hevası olduğunu idrak ederek, dostluk ve düşmanlığa dininin hükümlerine göre karar vermelisin.

    Allah dostunu dost, düşmanını düşman bellemelisin. Velev ki baban ve biyolojik kardeşin dahi olmuş olsa!

    Maddi ve manevi hiçbir değerinizi; Allah, Resulü ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili tutmayınız.

    İslamsız bir vatan, ruhsuz bir beden gibi ölüdür. O vatan, ancak İslam’la bütünleştiğinde uğruna her türlü fedakârlığın yapılabileceği uhrevi bir kutsallığa dönüşür. Bayrağın yüceliği de, hakkı ve adaleti temsil eden imanı bir ışıkla kıymet kazanır.

    Beşeri güçlerden korkup ya da bir yarar temin edebileceğiniz maksadıyla yanlışı meşrulaştırarak doğru yoldan sapmanızı saklı tutsanız da açığa vursanız da Allah bilmektedir. Allah’ın indirdiğini inkâr eden yahut alaya alan asilere hiçbir gerekçeyle sevgide bulunamaz, gizli bir muhabbet besleyemez ve boyun eğemezsiniz. Münafıkların siyasetleri ve ilimleriyle amel etmeyiniz…

    Allah ve Resulüne iman ettikten sonra şüpheye düşerek hissedeceğiniz bir evham ve kaygı, imandan sonra inkârcı olmanıza yol açar.

    Sizlerle din uğrunda savaşmayan, baskı uygulamayan ve haklarınızı ellerlinizden almayanlara karşı iyilik yapmanız ve adil davranmanız; Allah’ın vahyettiği bir adalettir.

    Bilmelisiniz ki, Allah, kendi yolunda kenetlenmiş bir yapı gibi saf bağlayarak savaşanları sever.

    “Artık Allah yolunda savaş. Sen, kendinden başkası (sebebiyle) sorumlu tutulmazsın. Müminleri de teşvik et. Umulur ki Allah kâfirlerin gücünü kırar (güçleriyle size zarar vermelerini önler). Allah’ın gücü daha çetin ve cezası daha şiddetlidir.” Nisa 84

    “Ey Peygamber! Müminleri savaşa teşvik et. Eğer sizden sabırlı yirmi kişi bulunursa, iki yüze galip gelirler. Eğer sizden yüz kişi olursa, kâfir olanlardan bin kişiye galip gelirler. Çünkü onlar anlamayan bir topluluktur.” Enfal 65
  • Ey benito musolini! Ey gayet yüce,
    İtalyanlar başvekili muhterem Duce!
    Duydum ki, yelkenleri edip de fora
    Gelecekmiş orduların yeşil Bosfora.
    Buyursunlar… Bizim için savaş düğündür;
    Din arabın, hukuk sizin, harp Türklüğündür.
    Açlar nasıl bir istekle koşarsa aşa
    Türk eri de öyle gider kanlı savaşa.
    Hem karadan, hem denizden ordular indir!
    Çarpışalım, en doğru söz süngülerindir!
    Kalem, fırça, mermer nedir? birer oyuncak!
    Şaheserler süngülerle yazılır ancak!
    Çağrı Beğ’le Tuğrul Beğ’in kurduğu devlet
    İtalyalı melezlerden üstündür elbet;
    Bizim eski uşakları alda yanına
    Balkanlardan doğru yürü er meydanına;
    Çelik zırhlı kartalları göklere saldır…
    Fakat zafer sizin için söz ve masaldır…
    Dirilerek başınıza geçse de Sezar
    Yine olur Anadolu size bir mezar.
    Belki fazla bel bağladın şimal komşuna,
    Biz güleriz Cermenliğin kuduruşuna,
    Tanıyoruz Atilla’dan beri cermeni,
    Farklı mıdır prusyalı yahut ermeni?
    Senin dostun cermanyaya biz Nemşe deriz,
    Bir gün yine bec önünde düğün ederiz.
    Söyle, kara gömlekliler etmesin keder;
    Ölüm-dirim savaş bir gün mukadder!
    Gerçi bugün eskisinden daha çok diksin;
    Fakat yine biz Osmanlı, sen Venediksin!
    Tarihteki eski Roma hoş bir hayaldir,
    Hayal bütün insanlarda olan bir haldir.
    Bu hayaller zamanları hızla aşmalı,
    Gök Türklerle Romalılar karşılaşmalı!
    Görmüyorsan gönlümüzün içini, körsün!
    Kılıçlarımız kınlarından çıkmayagörsün!
    Top sesleri, bomba sesi bize saz gelir;
    17′ye karşı 44 milyon az gelir.
    Arnavudu yendim diye kendini avut,
    Yiğit Türkle bir olur mu soysuz Arnavut?
    Kayalara çarpmalıdır korkunç türküler!
    Dalmalıdır gövdelere çelik süngüler!
    Sert dipçikler ezmelidir nice başları!
    Ecel kuşu ayırmalı arkadaşları!
    En yiğitler serilmeli en önce yere!
    Kızıl kanlar yerde taşıp olmalı dere!
    Ülkü denen nazlı gelin erde şan ister!
    Büyük devlet kurmak için büyük kan ister.
    Damarında var mı senin böyle bol kanın?
    Türk’ün kanı bir eşidir lavlı volkanın!
    Tarihteki eski Roma hoş bir hayaldir,
    Kurulacak yeni Roma boş bir hayaldir,
    Karşısında olmasaydı şanlı “Türk Budun”
    Belki gerçek olacaktı bir gün umudun,
    İnsan oğlu ümitlerle dolup taşmalı,
    Aryalarla Turanlılar karşılaşmalı.
    Tabiatın yürüyüşü belki yavaştır;
    Hız verecek biricik şey ona savaştır!
    Keskin olur likörlerden ayranla kımız,
    Karnerayı yere serer Tekirdağlımız.
    Yurdumuzun çok tarafı olsa da kuru
    Makarnadan kuvvetlidir yine bulguru…ÖNEM
    Biz güleriz façyoların felsefesine,
    Dayanır mı kırkı bir tek Türk efesine?
    Bizim yanık Fuzuli’miz engin bir deniz!
    Karşısında bir göl kalır sizin danteniz!
    Bizler ulu bir çınarız, sizler sarmaşık!
    “General”ler “Paşa” larla atamaz aşık!..
    Ey İtalyan başvekili! Ey musolini!
    İki ırkın kabarmalı asırlık kini…
    Hesabını göreceğiz elbette yarın
    Yedi yüzlü, yedi dilli İtalyanların!
    Irkınızı hiçe saydı Hazreti Fatih.--------------------
    Biraz daha yaşasaydı Hazreti Fatih
    Ne Venedik kalacaktı, ne Floransa…
    Hoş geldiniz diyecekti bize Fransa!
    Haydi, hamle kafirindir… İlkönce sen gel
    Ecel ile zaman bize olmadan engel!
    Burada tanklar yürümezse etme çok tasa;
    Süngülerle çarpışmadır savaşta yasa.
    Olma boyle sinsi çakal, yahut engerek!
    Bozkurt gibi, kartal gibi döğüşmek gerek!
    Kılıç Arslan öldü sanma, yaşıyor bizde!
    Atilla’nın ateşi var içimizde!
    Kanije’nin gazileri daha dipdiri!
    Sınırdadır Plevne’nin kırkbir askeri!
    Edirne’de Şükrü Paşa bekliyor nöbet!
    Dumlupınar denen şeyi bilirsin elbet!
    Şehitlerden elli milyon bekçisi olan
    Aşılmaz bir kayadır bu ebedi vatan!
  • Ey saçları “alagorsan” kesik hanım kız!
    Gülme öyle bana bakıp sen arsız arsız!

    Bacağımla alay etme pek topal diye.
    Bir sorsana o topallık bana nereden hediye ?

    Sen Şişli’de dans ederken her gece gündüz,
    Biz ötede ne ovalar, çaylar, ne dümdüz

    Yaylaları geçtik, karlı dağları aştık;
    Siz salonda dans ederken bizler savaştık .

    Ey dudağı kanım gibi kıpkırmızı kız,
    Gülme öyle bana bakıp sen arsız arsız!

    Olan işler dimağını azıcık yorsun!
    Biliyorum elbisemle eğleniyorsun;

    Biliyorum baldırını o kadar nazla
    Örten bir tek ipek çorap kıymetçe fazla

    Benim bütün elbisemden… Hatta kendimden…
    Biliyorum: Çünkü bugün şu dünyada ben

    Neyim? Bir hiç… İşe güce yaramaz topal…
    Sen sağlamsın, senin hakkın, dünyadan zevk al:

    Çünkü orda düşmanlarla boğuşurken biz
    Siz muhteşem salonlarda şarap içtiniz!

    Ey gözünün rengi bana yabancı güzel,
    Her yolcunun uğradığı ey hancı güzel!

    Sen yabancı kucaklarda yaşarken her gün
    Yapıyorduk bizde kanla, barutla düğün.

    Sen o sıcak odalarda cilveli, mahmur
    Dolaşırken… Biz de tipi, fırtına, yağmur,

    Kar altında kanlar döktük, canlar yıprattık;
    Aç yaşadık, susuz kaldık, taşlarda yattık.

    Sen açılmış bir bahardın, biz kara kıştık;
    Bizden üstün ordularla böyle çarpıştık…

    Gülme öyle bana bakıp pek arsız arsız
    Sen ey dışı güzel, fakat içi çamur kız!

    Sana karşı haykıranı, mecbursun dinle;
    Bugün hesap göreceğiz artık seninle:

    Ben cephede geberirken, geride vatan
    Aşkı ile bin belalı işe can atan

    Anam, babam, karım, kızım, eziliyorken
    Dağlar kadar yük altında… gel, cevap ver, sen

    Bana anlat, anlat bana, siz ne yaptınız?
    Köpek gibi oynaştınız, fuhşa taptınız!

    Anavatan boğulurken kıpkızıl kanda
    Yalnız gönül verdiniz siz zevke, cazbanda…

    Ey nankör kız, ey fahişe unutma şunu:
    Sizin için harp ederken yedim kurşunu.

    Onun için topal kaldı böyle bacağım,
    Onun için tütmez oldu artık ocağım.

    Nazlı nazlı yatıyorken sen yataklarda
    Sallanarak ölü kaldık biz bataklarda.

    Kalbur oldu süngülerle çelik bağrımız,
    Bu amansız boğuşmada öldü yarımız,

    Ya siz nasıl yaşadınız? Bizim kanımız
    Size şarap oldu sanki… Şehit canımız

    Güya sizin mezenizdi! Yiyip içtiniz;
    Zıpladınız, kudurdunuz arsız, edepsiz!..

    Gerçi salonlarda senin “yıldız”dı adın,
    Hakikatte fahişesin ey alçak kadın!

    Ey allıklı ve düzgünlü yosma bil şunu:
    Bütün millet öğrenmiştir senin fuhşunu.

    Omuzun da neden seni fuzuli çeksin?
    …………………………………..
    Kinimizin şiddetiyle gebereceksin!..

    ~H. Nihal ATSIZ~
  • Akıl küt, fikir herze,
    Din öksüz, dil kepaze.
    Bin yıllık koca devlet
    Açıkta bir cenaze.
    İktidar, vurdum-duymaz,
    Muhalefet geveze.
    Anarşi, kanlı goril,
    Gardiyanı şempanze.
    Ne mal, ne ırz, ne de can,
    Ne denge, ne şiraze!
    Bas parayı, bas gitsin.
    Varsın, çoksun endaze!
    Boşalt, deryayı boşalt!
    Bir damlacık pekmeze!
    Mebus maaşı dünün,
    Bugün üç kilo sebze.
    Dar boğaz önlemleri
    Dağ yığmaktır pürüze.
    İşçiye gözbağcılık,
    Turiste lüpten meze.
    Gel de dirhem gübre bul,
    İş kaldı mı dövize!
    Sadaka veren olmaz,
    Damarı çatlak yüze!
    Bir masaldır kalkınma,
    Yırtık balondan füze.
    Ağır sanayi çarkı
    Hasret çeker öküze.
    TRT'den sorarsan,
    Komüniste yelpaze.
    Mukaddes emanetler
    Satılık birkaç yüze.
    Fatih'tan kalan mâbed, Küfür ambarı müze.
    Puta tac giydirir de
    Kıyarlar ölümsüze.
    Sağa hiçbir geçit yok,
    Sola her türlü vize.
    Bütün bunlar bağlıdır,
    Devrim adlı merkeze.
    Tarih bir yangın yeri,
    Vatan Darülaceze.
    Yanık ampule kurban,
    Güneş saçan avize.
    Ey şeddeli eşşeklik,
    Anırışta cerbeze!
    Bir harf bile değilsin,
    Elif üstünde hemze.
    Milletin delik kalbi,
    Senin çenende gamze.
    Yahu, bir parça haya,
    Bir nebzecik, bir nebze!
    Böyleyken ayaktasın
    Tersine bir mucize!
    Hazır mısın MSP,
    CHP'ye ta'vize?
    Söyleyin a dostlarım,
    Bu yol çıkar mı düze?
    Bu idare varır mı,
    Bahardan sonra güze?
    Hani o ses: yetiştim,
    Diye millî âvâze?
    Meydanı dümdüz etmek
    Müslümana farîze.
    Bize Allah acısın;
    Allah, Celle ve Azze...
    Necip Fazıl Kısakürek
    Sayfa 51 - Büyük Doğu Yayınları
  • Vatan deyip öleceksin semada olsa yerin
    Nasıl tahammül eder hür olan esaretine?
    Kör olsun aglamayan ey vatan felaketine