Korku ve neşenin olmadığı, çaresizlerin ve masumların güvenlik içinde yaşayıp güçlülerden korkmadığı bir dünya özlemi binlerce yıldır var. Bu özlem gerçekten hayata geçebilir mi? Yoksa sadece bir rüya mı? Bu denli bölünmüş ve yaralanmış bir dünyada böyle bir şey bir gün gerçek olabilir mi?
"Hayat bir piyano gibidir, beyaz tuşlar mutluluğu, siyahlar mutsuzluğu temsil eder ama hayat yolculuğunda ilerlerken siyah tuşlarında müzik yaptığını unutmayın." Beyaz ve siyah tuşların ikisi de gerekli. Biri iyi biri kötü değil. Mücadele ya da bizim tanımladığımız şekliyle çatışma, doğanın doğasında var. Çatışma yerine sessizliği tercih etmek de uzlaşma anlamına gelmiyor. Çatışmaktan çok korkanlar kimi zaman sessizlikten daha çok korkabilirler. Çünkü hakikat en çok sessizlikte görülür ve sadece hakikat eve yani kendimize dönüş yolumuzu aydınlatabilir. İnsan en çok sessizlikte karşılaşır kendisiyle. Bir yandan sessizliği özlerken diğer yandan, bitsin bu ölüm sessizliği, diyen aynı kişidir
Yaşadığımız her şeyi alnımızın teriyle hak ettiğimizi düşünürken sadece başardıklarımızı dikkate almamız ego iktidarının ana tuzağı. Hoşlanmadığımız, başaramadığımız şeyleri de gerçekten hak ettiğimizi koşulsuz olarak kabul etmemiz ancak egonun ilaç ya da psikopatolojiyle tanışması halinde mümkün olabiliyor.
Karşılaştırmak karşıtlaştırmaktır. Herkes önce kendine baktığında, kendini yokladığında yol aydınlanır. Anonim bir söz, "Hayatınızı başkaları ile kıyaslamayın. Güneş ve ay arasında bir karşılaştırma yapılmaz. Zamanı geldiğinde parlarlar," der. Benimki daha iyi demek her zaman parlayan benim demek.