• Unutma, sen gitmekle eylem yaparsan, ben unutmakla devrim yaparım
  • Gülmekten daha güzel bir eylem varsa,
    O da GÜLDÜRMEKTİR.
    Dostoyevski
  • Yüzünü avuçlarımın arasına alabilmek. Bilirsin, bu öyle sıradan bir eylem değil.

    Cemal Süreya
  • NEDEN OKUYALIM?
    Insan, eyleyen bir varlıktır, sağlıklı eylem için bilinç gerekir, zira bilinçsiz eylem insanı karmaşaya sürükler; bilinç için ise bilgi gerekir. Peki, bilgi için ne gerekir? Bir tek sey: Öğrenmek. Şu da sorulabilir: Öğrenmek için ne gerekir? Hedefi öğrenmek olan bir çaba! İnsan hedefsiz öğrenemez mi? Tabii ki öğrenir; ancak bütün
    bilgiler nihayette hikmete ulaşmak içindir. Eğer bilgi yolculuğumuz bizi hikmete ulaştırmıyorsa, hep bir yarım kalmışlık, hep bir tatminsizlik içindeyizdir. Şartları tartışılır, konuşulur, fakat insan okumadan sağlıklı bilgiye ulaşamaz ve dolayısıyla hikmete de...
    "Bilinçli okuma" eylemi tedavülde olmadığı müddetce, bilgiye, ilime ve dolayısıyla hikmete erişme yolunda savrulup duracağız demektir.
    Dursun Ali Tökel
  • dayanmak en zor eylem
  • Günlerden bir gün sitede gezinirken, bazı alıntılara denk geldim. Ahmet Erhan'ın Ölüm Nedeni: Bilinmiyor kitabından yapılan alıntılardı. Bir çok kullanıcı Ahmet Erhan'ın kitaplarını okuyordu. Meğer o gün şairin ölüm yıldönümüymüş. Ben bırakın öldüğü gün olduğunu, Ahmet Erhan'ı bilmiyordum bile. Utanç duyuyorum... Bazen böyle daha kitabı çıkmamış gizli şair veya yazarların olduğunu düşünüyorum. Ya da daha benim tanıma fırsatı bulamadığım sayısız yazar ve şairin olduğunu...
    Ahmet Erhan'ı tanımamı sağladıkları için o okuyuculara ve 1000k 'ya teşekkür ederim.

    Ben şiir okuma alışkanlığını yeni edindim diyebilirim. Belirli bazı şairler ve şiirleri dışında bu sanata pek bir ilgim yoktu. Sanat diyorum çünkü bence diğer yazı türlerinden fazlasıyla farklı bir alan.

    Şiir duygu demek. Öfkeyi, aşkı, bencilliği (...) insana ait ne kadar duygu varsa bunları kelimelere iliştirir şiir.
    Ama öyle bir hissiyat var ki insanı bu yazdığım duygulardan daha çok ilgilendirmesi gereken -bu duyguların temelini oluşturan bir hissiyat...
    Benim en çok ilgimi çeken bu hissiyat oldu Ahmet Erhan'da.
    O da ölüm...
    Bu konu da 'zaman' gibi anlaşılması bile zor iken, yazılması daha da zor olan bir kavram.
    Ölüm üzerinde düşünürken sonuç hep hiçliğe varıyor. Belirli bir sınırdan sonra daha fazla ileriye gidilemiyor. Belirli bir sınır? O çok ayrı bir mesele. Şimdi değil.

    Tam da böyle düşünceler kalemime dolanınca, yazacağım/yazmakta olduğum bu yazıların da anlamsız olduğu gerçeği gözüme çarpıyor. Ahmet Erhan burada değil. "Hayır burada, biz onu okuyoruz! Sesini yazıları sayesinde duyuyoruz. " demeyin. Kendi kendimize kurduğumuz sayısız oyunlardan biri bu da. Ölüm her şeyi soluklaştırıyor, yutuyor. Hatta bu 'zaman' dediğimiz şey onu ölümden de öte bir yere taşıyor. Ölümden ötesi mi var? Var. Var ama bunu tanımlayabilen biri yok daha. Ruhsal olarak hissediyoruz hepimiz. Ya da sadece ben hissediyorum...

    O yazdı. Kendini yazıyı kullanarak ifade etmeye çabaladı ama diyor ki:

    " Yaşamın somut koşullarıyla yazının çelişkisini yaşıyorum. Sonunda ikisi de zarar görüyor. Ama bazan her şey bir kurmaca gibi geliyor bana, kafadaki dünyadan, dünyada bir kafaya dönüşmeyi, bunu ne zaman öğreneceğim? Bunu öğrenme olanağını yitirmenin düşüncesi bile korkutuyor beni. O zaman niye yazmalı? Yağmurlar da nasılsa toprağa bir şeyler yazıyor. Bu dünyadaki her şey bir şeyler yazıyor bir yerlere. Ama benim eylem biçimim neden yazmak olsun? "


    Arafta kalmak...
    Bir şair hakkında yazı yazmak gerçekten çok zor. Tedirginim. Tedirgin değilim.
    Emin değil o da bir çok şeyden. Emin olduğu bir şey var ki, o da ölümün verdiği hissiyat.
    'Şey' kelimesi bir anlama gelir mi sizce? 'Şey' hiçliktir. Peki 'hiçliğin' anlamı hangi kelimede? O da 'Şey'de barınıyor.
    Emin olduğu bir 'şey' ölümün verdiği hissiyat diyorum ya, yani bu hissiyat da hiçliğin bir tasavvuru olmuş oluyor.

    Derinliği olan bir kelime 'şey'...


    Kelimeleri, bir parçada verilmek istenen anlam doğrultusunda yazı metinlerinde kullanmak, onları hapsetmekle aynı duruma getiriyor. Ahmet Erhan bunu yapmıyor. Onun yazılarında kelimeler özgür.
    Şairler çok farklı... Ilhan Berk'in şiirler ve şairler üzerine dediği bu cümleleri yazmasam olmaz:

    " Şiir çünkü insanlara en yakın sanattır. Yalnız şiir dünyaya aracısız bakmayı öğretir bize. Bir ağaç -yalnız şiirde ağacın kendinden daha gerçektir. Insanlar bir gün şiirin bu gerçeğine vardıklarında, dünyalarının değiştiğini göreceklerdir. Bu da büyük bir şeydir elbet. Nasıl bir dünyada yaşarsak yaşayalım, ister güzellikle kucak kucağa, ister pisliklerle burun buruna yaşayalım, şiir hep yanında olacaktır insanların. Şairler bunun için var. "

    Bu yazdıklarımın gerçeklikle bir alakası yoktur.
  • Bir din uğruna ölmek onu sonuna kadar yaşamaktan daha kolaydır; Efes'te vahşi hayvanlarla boğuşmak o kadar da zor değildir (adı sanı belirsiz binlerce din şehidi yapmıştır bunu), İsa'nın hizmetkârı Pavlus olmak ondan daha zordur; tek eylem, tüm bir insan yaşamından daha az önemlidir. Savaş ve zafer birer kolaylıktır; Raskolnikov'un giriştiği iş Napolyon'ununkinden daha çetindi.