68 ruhu… sürgün psikolojisi … yok edilmiş parçalanmış hayatlar… toplumun biradadalığına,okuryazarlara,aydınlara,sorgulayan,düşünen,eleştiren herkese vurulan darbe üstüne darbeler…
Kitabın baş karakteri Selim lisedeyken aşık olduğu Leyla’yla evlenir bir kızları olur ama hayatları hayal ettikleri gibi şekillenmez onları çok zorlu bir mücadele bekliyordur. Selim yıllarını hapishanede geçirir ve sonrasında hep hayalini kurdukları hayatı çok başka topraklarda yaşamak zorunda kalırlar.
O dönemin ruhunu çok güzel yansıtmış Zülfü Livaneli;kendi hayatından kesitler sunuyor gibi gözüküyor ama sonsözünde “ biraz benzerlikler olsa da bu hikaye başka” diye açıklama gereği duymuş;çünkü Selim’in sürgün hayatına başlarkenki o duyguları, iç diyalogları çok gerçekçi ve dokunaklı ki...
Fakat benim açımdan kitabın özellikle ortak kısımları biraz ana konudan uzaklaşmış gibi geldi. İlk sayfalarda Selim’in Leyla’ya olan sevdası detaylı ve güzel bir şekilde işlenmiş hayatlarını birleştirmeleri hayat mücadeleleri ama o kısımlar sonrasında yerini sadece ve sadece Selim’in hapishane günlüklerine bırakmış. Orta sayfalar dolu dolu hapishane yaşantısına ayrılmış. Bilemiyorum biraz da o dönemin toplumdaki yansımalarını,Leyla’nın Selim cezaevine girdikten sonra nasıl bir yaşantısı olduğu biraz verilseydi kitabın bütünlüğü daha iyi korunabilirdi… Tabi bunlar naçizane eleştiriler;Zülfü Livaneli çok çok iyi bir kalem iyi ki onun gibi bir sanatçıya sahibiz…