Ey Toprak Ana…
Beni bağrında saklayan..
henüz insan olmadan önce,taş, toz, rüzgâr ve suyla yoğurduğun hâlimi bilen Ana…
Sana geldim.Omuzlarımda etin yükü,göğsümde nefesin dar kabı,gözlerimde fani dünyanın pususu…
Beni bu bedene sen giydirdin,ama ben seni özledim.Tenim sıcak, ruhum yorgun.Her adımımda, toprak olmayan bu dünyada,ayaklarım kök arıyor.Toprağın serinliğini,dizlerimin seni öperken hissettiği o güveni arıyor.
Ey Ana,insan olmak zor…
Etin hafızası var; kırılanı unutmaz,ruh ise yüksekten düşmenin acısını taşır.
Beni büyüten sen,şimdi bana dermanı da fısılda.Bu taşlaşan kalbimi yeniden senin gibi yumuşak kıl.Bedenime işleyen kin tozunu senin yağmurunla yıka.
Bana anlat…
Nasıl unutur kök,fırtınada kırıldığını?
Nasıl affeder yaprak,ona vuran rüzgârı?
Senin ilminle doldur bu insan halimi.
Biliyorum, günü geldiğinde tekrar sana döneceğim. Etim, kemiğim, saçım, nefesim senin koynuna karışacak.Ve sen, beni yine tanıyacaksın:“Hoş geldin” diyeceksin,“Yine evindesin,Yüklerini bırak, artık ağır değilsin…”
İşte o vakit, beni ilk yarattığın günkü hâlime döndüreceksin. Toprak kokusunda uyuyacak,senin sessizliğinde uyanacağım.