Eylül

Eylül
@eylulebirnot
anlaşılmak, bazen bir aynaya bakmak gibidir—gördüğünü fark edersin ama o yansıma sana sıcaklık vermez.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
GEZİ'de mesele nasıl sadece ağaçlar değildiyse, doğrudan Recep Tayyip Erdoğan'a karşı Türkiye çapında başlatılan bu ikinci büyük isyan dalgasında da mesele sadece Ekrem İmamoğlu'nun diplomasının iptali veya 90 kişiyle birlikte göz altına alınması değildir. Mesele sistem haline getirilmiş adaletsizliktir, hukukun araçsallaştırılması, biat etmeyene düşman hukuku uygulanması, kuralsızlık, yolsuzluk, kayırmacılık, nepotizm, zorbalık, keyfilik ve hesap vermezliktir. Mesele öğrencisinden emeklisine, işçisinden memuruna halk açlık, yoksulluk, fakirlik, sağlıksız beslenme ve sağlıksız yaşam koşulları, işsizlik, çaresizlik ve kendisi ve ailesi için devasa bir gelecek kaygısı içinde perişan halde hayatta kalmaya çalışırken, iktidar mensuplarının ve yandaşlarının aşırı zenginleşmesi, çakarlı araçlar ve korumalarla, kaynağı belirsiz paralarla ultra lüks hayatlar yaşamalarıdır. Mesele ehliyetsizlikten, liyakatsizlikten, denetimsizlikten Soma'da madende, Çorlu'da trende, Bozkurt'ta selde, Kartalkaya'da tatilde bir tek kişinin bile ölmemesi gereken yerlerde yüzlerce insanımızın ölmesidir. Mesele durdurulamayan kadın cinayetleridir, iş kazalarında %90'dan fazlası önlenebilir sebeplerle meydana gelen ölümlerdir. Mesele 6 Şubat depremlerinde, dışarı kaçabilmiş insanlar sokakta dehşet içinde kar, kış, yağmur, çamur altında, eksi derecelerde hayatta kalmaya çalışırken, 140 yıllık şanlı Kızılay'ın başkanının, depolarında bir alıcı çıkana kadar beklettiği çadırları satmasıdır, enkaz altında kurtarılmayı bekleyen insanlarımızın, başında Türk Silahlı Kuvvetleri'nin olduğu işe yaradığı tecrübeyle sabit afetlerle mücadele sistemimiz yok edildiği için pisi pisine ölmesidir. Mesele dinciliktir, Allah ile aldatmak, Kuran ile aldatmak, yaşam tarzı dayatması, özgürlüklerin kısıtlanması,
yalnızlık güzeldir. fakat yalnızlaştırılmak kötüdür. bir gün gelir, herkes, Doğru bildiği yanlışı yaşar!.. sevse de sevmese de, ben daha çok.
Elbette zehirli sarmaşıklardan kurtulacağız Romantik değil Cesur olmalı
O gece, kadın vadinin yamacında durduğunda, ay ışığı onu bir sır gibi saklıyordu. Rüzgâr, saçlarının arasına eski bir şarkının yankısını bırakıyordu. Gecenin karanlığı ona yabancı değildi, çünkü içindeki sessizlik, vadinin sonsuzluğu kadar derindi. O burada birini beklemiyordu. Artık kimseyi beklemiyordu. Eskiden elleri bir çift omuz arardı, sesi bir yankı, yüreği bir merhamet. Ama zaman, bekleyenlerin kaderini kurak topraklara yazardı. Ve o, toprağın nasıl susuz kaldığını iyi bilirdi. Kadın burada, çünkü artık anlatacak bir hikâyesi kalmamıştı. En son anlatmaya çalıştığında, sesini duyan olmamıştı. Söylediği her söz, rüzgârın içinde kaybolmuş, inandığı her şey suya düşmüştü. Bir zamanlar sevdiği, inandığı, uğruna yollar aştığı biri vardı. O, vadinin karşı kıyısında, ona gözleriyle söz veren, ama sesiyle yalan söyleyen adamdı. Bir gece, bir sabah, belki de bir kelimeyle gitmişti. Ama asıl giden oydu, kalan değil. Kadın, sevdiği adamın ardında bıraktığı boşluğa bakıyordu. Onunla birlikte giden, sadece bir adam değildi. Onunla giden, kadınlığının tüm incelikleriydi. Dokunulmanın hafifliği, sevmenin ferahlığı, sarılmanın güveni… Hepsi o gece onunla gitmişti. Ve geriye, yüreğinin ortasında kocaman bir taş kalmıştı. Ama kadın, orada, o uçurumun kıyısında dururken fark etti. Acı dediğin, insanın içinden taşıp akmazsa, içini kuruturdu. O yüzden, ellerini toprağa uzattı. Soğuk taşları avuçlarına aldı. Onları göğsüne bastırdı. Belki taş, içindeki ağırlıkla kardeş olurdu da, ona sırrını fısıldardı. Belki taş, suskunluğu ona öğretirdi. Belki taş, acısını bölüşürdü. Ve bir mucize oldu. Taş önce soğuktu, ama sonra avuçlarının sıcaklığıyla ısındı. Kadın, taşın içinde saklı olan eski zamanların sabrını duydu. Taş, ona konuşmadan anlattı. “Ben de bir zamanlar dağdım” dedi, “Ben de bir