"Ne zaman kendini kendine tanımlamaya kalkışsa hep o noktaya geldiğinde kavrayışının yetersiz kaldığı, sözcüklerle doldurmanın hiçbir yarar sağlamayacağı bir boşluk, bir oyuk, bir karanlık hep kalırdı. Sözcükler öğütülüyor, boşluksa kalıyordu. Onun ki, içinde hep eksik bir şey kalan bir öyküydü. Yanlış bir öyküydü, hep yanlış olmuştu."
"Kendini ardında izler bırakan ağır bir nesne olarak değil de, karınca ayaklarının hafif kıpırtısını, kelebeğin diş gıcırtısını, ve bir toz zerresinin yuvarlanışını bile duymayacak kadar derin uykuda bir dünyanın yüzünde bir benek olarak görüyordu."