Sonra kendi kendine mırıldanarak ekledi: "Duyuları olan ama duyguları olmayan bir adam, kimseye dokunamıyor, aşk ve nefret duyamıyor, egosu yok ve hayvanlarla konuştuğuna inanıyor. Bu hikaye, cinayetten daha ilginç bir hale geldi."
Baktım, Arzu'nun beyaz kedisi de gelip divana, yanıma kıvrılmış. "Sen de mi sıkıldın aşağıdaki şamatadan?" diye sordum. Yüzüme baktı, cevap vermedi. Zaten çok burnu havada bir kedidir o.
Zaten insanın kaderini bilmesinden daha korkunç ne olabilir? Herkes öleceği günü saati bilseydi, geriye sayım ne kadar zor olurdu, düşünsenize. Geçen her dakikayı bir tabut çivisi gibi algılamaz mıydık?
İnsanı sadece biyolojik bir varlık olarak göremediğimiz, onun varoluşuna çeşitli yüce anlamlar yüklediğimiz için, gövdeden akan kanın, can denilen şeyi çekip almasını, dolayısıyla o kişinin "ölmüş" olmasını bir türlü kavrayamadığımızı düşünüyorum.