İnsan, kendini bir metaya ve yaşamını, kârlı yatırım için kullanılacak sermayeye dönüştürmüştür. Eğer bunda başarılı olursa, "başarılı"dır ve anlamlı bir hayata sahiptir; değilse, bir "fiyasko"dur. Onun "değer"i, insani nitelikler olan sevgisinden ve aklından ya da sanatsal yeteneklerinden değil, satılabilir oluşundan gelir. Dolayısıyla, onun değer duygusu, dışsal etmenlere -başarılı olmasına, başkalarının yargısına- bağımlıdır. Dolayısıyla, o, başkalarına bağımlıdır ve güvenliği, uyumlu olmasında, asla sürüden bir metre bile uzaklaşmamasında yatar.
Bugün bizim için sorun, artık şeytanın bizi dilediğince koşturuyor olması değildir. Problemimiz, bizi şeylerin-yaratmış olduğumuz nesnelerin, koşulların- koşturuyor olmasıdır.
Modern insan, kendi elleriyle yaptığı şeylerin denetimi altındadır. Kendisi bir şey haline gelir. Bir hiçtir, yine de kendisini devletle, üretimle, şirketle bütün hissettiği zaman, büyüklük duygusuna kapılır.