Ait olduğu yeri bulamamıştı çünkü. Kendini bulduğu her yere uyum sağlamış, her zaman ve her yerde sevilen biri olmuştu. Ama hiçbir yere kök salamamıştı. Etraftakileri memnun edecek kadar uyum sağlamış ama kendisi tatmin olmamıştı. Her zaman bir huzursuzluk hissiyle altüst olmuş, daima ötelerden gelen çağrıyı duymuş, kitapları, sanatı ve aşkı bulduğu ana kadar hep dolaşmış ve aramıştı.
Bir sürü kitap okudu ama içindeki huzursuzluk azalmak yerine daha da büyüdü. Her kitabın tek tek her sayfası bilgi âlemine açılan birer gözetleme deliğiydi. Okudukları açlığını daha da arttırdı.
Ve çocukluğunuz daha farklı olsaydı, eğer büyürken hep bıçakların üstünde yürüyor gibi hissetmeseydiniz, belki de kendi sesinizi hiç bulamazdınız.
Eğer sözcüklerinizi yutmaya zorlanmasaydınız belki de konuşmanın gücünü hiçbir zaman bu kadar güzel öğrenemezdiniz.