Okuduğum en mide bulandırıcı kitaplardan biri olan “Daima ve Asla, Senin” kitabına yorum yapmak bile içimden gelmiyordu. Bir iki kelimeyle beni neyin bu kadar tiksindirdiğini söyleyip geçecektim sadece ama gerçekten yorumlarımı okuyan ve faydalandığını, onları birkaç kötü kitaba para vermekten kurtardığımı söyleyen güzel insanlar için kolları sıvadım. Beni tanımadığı halde benden hazzetmeyen bir kesim kitap yorumlarımı taraflı yazdığımı, mutsuz olmak ve sevmemek için özellikle bu kitapları okuduğumu düşünüp arkamdan atıp tutsa da benim amacım her zaman aynı şey oldu: Düştüğüm hatadan birkaç kişiyi kurtarmak. Çünkü bu düşüncelerimde yalnız olmayacağıma inanıyorum. Keşke bu leş gibi kitabın kapağına ve “cici” tanıtımlarına aldanmadan önce birilerinin yorumunu görseydim de cayabilseydim. Heyhat! İş başa düştü.
Kitabın konusu falan pek önemli değil. Ben size satır aralarından bahsetmek istiyorum. Çünkü kitabı sevmeme sebebim tamamen onlar. Kitaba olan duygularımı tek cümleye sığdırmak istesem, Murat Menteş’in şu sözlerini tercih ederdim: “O kadar meymenetsiz ki, ona sopayla dahi dokunmak istemem.”
Nedir bu kadar çirkin olan?
En başta belirteyim bir öğretmen olmasaydım bile sadece normal bir insan olarak bu kitabı sevmezdim diye düşünüyorum. Kapakta yazdığına göre yazarlardan birisi Harvard’ı dereceyle bitirmiş lakin bundan Harvard’ın ya da edebiyatın haberi var mı, sorgulamadım değil yahut kendisi bizim bugüne kadar duyduğumuz kadar harika bir okul olmasa gerek. Kitabı okurken tek yapabildiğim yüzümü buruşturmaktı. Bunun yanında popüler kitapların olmazsa olmazı olarak kitabımız Romeo & Juliet oyunu ve replikleri üzerinde dönüyor ama zavallı Shakespeare’in bu konuda söz hakkı olmadığı, kitabın basılıp bunca satmasından da anlaşılabiliyor olsa gerek.
Kitabın anlatıcısı