"Sakın güleyim deme, seni ahmak surat! Bu durum komik değil! Kanatlarım doğanın ucubesi gibi!"
Ellerini teslim olur gibi havaya kaldırdı. "Sana gülmeyeceğim ama bence jiletleri kullanmaktan vazgeçmen gerekiyor. Hem, çoğu şeyin kanatlarında tüyleri vardır.
"Ne gibi şeylerin?" diye ısrar ettim.
"Şey gibi.. şahinler gibi" dedi.
Kaşlarım yükseldi. "Şahinler? ŞAHİNLER Mİ?"
"Ve kartalların?"
"Ben bir kuş değilim, Roth!" sabrımın tükendiğinin farkındaydım.
“Ben, Astaroth, Cehennemin Veliaht Prensi, seni seviyorum Layla Shaw. Dün. Bugün. Yarın. Bundan yıllar sonra da sana aşık olacağım, ve bu his hala ilk günkü gibi güçlü olacak."
"Bak sana göstermek istediğim bir şey var. Benim ufaklığı değil seni küçük sapık." "Senin ufaklığı mı? Amma da acaipsin." "Ama benim ufaklık aklından hiç çıkmıyordu." Yanaklarımda iki kırmızı nokta belirdi. İşte şimdi aklımdaydı.
Roth'un altın rengi gözleri benimkilerle buluştu. “Ben bir iblisim, Layla. Gözlerinde gördüğüm ve vücudundan hissetiğim şey, sahip olacağım bir şey. İhtiyacım olan bir şey. Hata yapma. Sana tek bir şans vereceğim. Gözlerini kapatırsan, gitmene izin vereceğim." Keskin bakışlarının altında kendimi güçsüz hissetim ancak gözlerimi kapatmadım. "Layla" dedi, sanki ismimi söylemek canını acıtırmışcasına. Sonra beni öptü.