Tuhaf bir kaygının tüm bedenime işlediğini duyumsuyorum; sorunlu varlığımın geleceğinin korkusu mu bu, yoksa kendi tasalarımın yarattığı huzursuzluk mu? Böylesi takıntılarla yaşamayı sürdürebilecek miyim? Tüm bunlar yaşam mı, yoksa anlamsız bir düş mü?
İnsanlar böyledir: Size inanmaları için, sizin olan her şeyden, sonra da kendinizden vazgeçmeniz gerekir. İnancınızın gerçekliğinin güvencesi olarak ölmenizi isterler. Neden kanla yazılmış kitaplara hayran olurlar? Çünkü o kitaplar onları acılarından kurtarır ya da acının yanılsamasını yaratır. Söylediklerinizin arkasında kan olsun, gözyaşı olsun isterler. Kalabalığın hayranlığı sadizmle doludur.
Hiçbir şeyden hoşnut değilim. Beni Tanrı seçselerdi bile anında istifa ederdim, dünya bana indirgenseydi, bütün dünya ben olsaydım kendimi parçalar ve un ufak ederdim. Nasıl her şeyi anladığımı sandığım anlar yaşayabiliyorum?