"Meslektaşlarımın her ikisi de yanılıyor. Biri inancı yok etmek istiyor, diğeri kuşkuyu. Anlayamadıkları şey şu ki, insanın insan olmak için hem inanca hem kuşkuya ihtiyacı var. Onlar mutlaklık arıyor; bense diyorum ki mütereddit olmak bir nimettir. Mutlaklık donuk zihinlerin eseridir. Arayışlar ve kafa karışıklıkları ise zekâ belirtisidir. Bir mutlaklıktan başka bir mutlaklığa, bir katılıktan başka katılığa savunmak zorunda değiliz. Bir üçüncü yol daha var! İkilemlerin ötesinde bir başka diyar. Orada buluşabiliriz."
"Entelektüel bir tartışmaya girmek âşık olmak gibidir. Öyle ki bittiğinde değişirsiniz, başka bir insan olursunuz. Karşınızdaki kişi de değişir tabii. Eğer fikrinizi gözden geçirmeye hazır değilseniz, kimseyle hiçbir konuda tartışmaya girmeyin. Sadece değişime açık insanlar gerçek anlamıyla münazara edebilir. Yoksa egolarımız zihinlerimizi kapatır. İllaki haklı olma arzusuyla konuşanlar asla diyalog kuramazlar. Geçmişte söylediğim buydu, şimdi de aynısını söylüyorum."
Ama savaşçı değildi o. Yapısı, tabiatı farklıydı. Kazanmak değildi derdi. Onun bütün istediği bir ateşkes anlaşmasıydı. Yeter ki kavga, gerilim olmasın.
Ben ne annem gibi dindarım, ne babam gibi kâinatın, beş duyumla kavradığım şeylerden ibaret olduğuna kaniyim. Öyleyse ben neredeyim? Ne mutlak dindarlığa, ne de mutlak akılcılığa dahil olmak isteyenler için bir başka yaklaşım, yeni bir varoluş şekli yok mu acaba? Bir üçüncü yol mesela, kim bilir?