f_srgl

f_srgl
@f_srgl
Mᵘˢᵗᵃᶠᵃ Kᵉᵐᵃˡ Aᵗᵃᵗᵘʳᵏ
... "Ama taşıdıkları kan..." "Ben kana pek inanmam," dedi Samuel. "Bence bir adam çocuklarında iyilik ya da kötülük görüyorsa, onlar rahimden çıktıktan sonra kendisi onlara ne aşılamışsa onu görüyordur."
Sayfa 289
Reklam
"Öldürmek mi istedi?" "Bunu her şeyden çok düşündüm. Hayır, öldürmek istediğini düşünmüyorum. Bana o onuru bağışlamadı. İçinde nefret yoktu, hiçbir şey yoktu. Bunu askerde öğrendim. Birini öldürmek istiyorsan, kafasına kalbine ya da karnına ateş edersin. O, hedeflediği yerimden vurdu beni. Silah namlusunun hareketini hatırlıyorum. Ölmemi isteseydi o kadar ağırıma gitmezdi belki. O da bir çeşit sevgi olurdu. Ama ben düşman değildim, bir karın ağrısıydım sadece."
Sayfa 288
Güzellikten dehşete hiçbir ara basamak yoktu çünkü.
Sayfa 286
"Ne istiyorsun benden?" "Sevgi yok senin içinde." "Vardı , beni öldürmeye yetecek kadar." "Kimsenin içinde yeterince sevgi yoktur. Taş bahçenin taş ağaçları sevgi fazlalığından değil, azlığından çoğalır."
Sayfa 285
Kiliseyle randevuevi Uzak Batı'ya aynı dönemde geldi. Aynı madalyonun birer yüzü olduklarını bilseler, ikisi de dehşete düşerdi. Oysa ikisi de aynı şeyi başarmak istiyordu kuşkusuz: Kiliselerdeki ilahiler, teslimiyet ve şiirsellik de, randevuevleri de adamı bir süreliğine hayatın kasvetinden uzaklaştırıyordu. Tarikatçı kiliseler burunları havada, gürültücü, kendinden emin, salına salına geldi . Borç ve ödemeyle ilgili yasalara aldırmayıp bedeli yüz yılda ödenemeyecek kilise binaları inşa ettiler. Tarikatlar kötülükle savaşıyordu, evet, ama bir yandan da şevkle birbirleriyle savaşıyorlardı. Bir doktrinin dönüm noktasında savaşıyorlardı. Her biri diğerlerinin topluca cehennemi boylayacağından emindi ve her biri, bütün ukalalığına rağmen, aynı şeyi getiriyordu beraberinde: ahlak kurallarımızın, sanatımızın, şiirimizin ve ilişkilerimizin temeli olan Kutsal Kitap'ı. Tarikatlar arasındaki farkın ne olduğunu anlamak için akıllı olmak lazımdı, ama ortak yanları herkes için aşikardı. Müziği de getirdiler, belki en iyisini değil ama hiç değilse şeklini ve mefhumunu . Vicdan da getirdiler, daha doğrusu, uyuklayan vicdanı dürttüler Lekesiz değillerdi ama lekesizlik potansiyeli taşıyorlardı, tıpkı kirli bir beyaz gömlek gibi. Ve herkes onu iyi kötü geliştirebilirdi.
Sayfa 240 - Sel Yayıncılık , 6. Basım
Reklam