Kuyuya düşen gül yaprağının yankısı
Peyami Safa Güler'in Derrida hakkında, bir dergi için kaleme aldığı, akademik tarzdaki makalesini okuduktan sonra, makalede değindiklerinin bir kısmına aşinalığımdan ve makalenin kaynakçasındaki üç eseri okumuş olmamdan ötürü yazma ihtiyacı hissettim. Derrida'nın dil filozofluğu bir başka neden. Dil ki; Milet okulundan Haydeger'e -metafiziğin tahtından edilmesine rağmen-, bütün Batı felsefesinde dil metafiziğin dilidir, ana izlek sayısız farklı sözcükle tarif edilmeye çalışıldıysa da Tanrı'dır şüphesiz. * Derrida'nın düşünce yekününde, kendini sürekli aşikar kılan motifin -"Gramatoloji Üzerine"de çerçevesini çizdiği üzere- yapısöküm olduğu açıktır. Ne kadar basitleştirerek özetleyebilirim metin (yazı-text) bağlamındaki yapısökümü diye düşünürken, kendimi memnun edecek kadar basitleştirebildiğimi düşündüm ve şuna vardım: Yapısöküm, metindekilerden, metin içerisinde bilinçli ya da bilinçsiz yokmuş taklidi yapanlara (saklananlara) varma yöntemi ve sürecidir. "Öteki" takıntısını yaşamı boyunca yazdıklarına zerk etmiş bir adem olarak Derrida'nın, söz ve yazıyı, takıntısının ulaşılması ve uzanılması zor, tozlu kısımlarına bir merdiven olarak kullanması şaşırtıcı olmasa gerek. Türkçeye (bildiğim kadarıyla) çevrilmemiş "Donner la Mort"ta (The Gift of Death/Ölüm Armağanı), Kirkegard'ın "Korku ve Titreme"sine sıklıkla atıf yapar Derrida. Kitabın adını sık sık kullanacağım için kendime çevirdiğim biçimiyle "Ölüm Armağanı" diyeceğim Frenkçesinden ziyade. Ölüm Armağanı'nın üçüncü bölümü, Kirkegard'ın Hz. İbrahim ve Hz. İshak (Kur'an'dan farklı olarak Tanah ve İbranîlere Mektuplar temelinde, yani Hz. İsmail'siz) kıssasını ele alışını irdeler. Kirkegard, Kirkegard'dan beklenebileceği üzere, kıssayı yalnızca Tanah çerçevesinde ve sınırları belirlenmiş bir akîde