"İyi de, hangi güçle aşacağız o yolları?"
"Gücüne ne oldu?"
"Çünkü" dedim, "yarın tek damla suyumuz kalmayacak amcacığım."
"Cesaretimiz de mi kalmayacak?"
Doğru söylüyordu amcam. Susadıkça cesaret içecektik. Hiç değilse buzlu olsa da, tatlı tatlı içsek bu cesareti...
Amcam, beklemek, zaman geçirmek gibi kavramlara tamamen yabancıydı. Bir şey mi düşündü, o düşündüğü şey, en az düşünce hızıyla gerçekleşsin isterdi. Yani doğadan da çabuk. Bir gün saksıya diktiği çiçeğin daha çabuk açması için yapraklarını çekiştirdiğini görmüştüm de şaşırıp kalmıştım.
O zamanlarki on sekizlik delikanlı değildi ama kendisini aynı o zamanki gibi, o tazelikte, o saflıkta ve geleceğe yönelik çok büyük olanaklara sahip biri gibi hissediyordu. Öte yandan tıpkı insanın düşüncesi gibi, böyle bir şeyin artık olmadığını da biliyordu. İçini korkunç bir üzüntü kapladı.