"Cevdet hiç evlenmemişti. Gençliğinde sevdiği kadın bir Rum ile İzmir’e kaçmıştı. O da peşine düşmemişti. Olan biteni kalbine gömmüş, yaşadığı duyguların karşılıksız kalmasını uzun yıllar kendisine yakıştıramamıştı. Ancak hayattı bu. İnsana duygularının her zaman karşılık bulacağını hiçbir zaman vaat etmemişti."
Ona göre duygulara verilen tepkiler sıcağı sıcağına yaşanmalıydı. Bastırılan acılar bir yolunu bulup daha sonra gün yüzüne çıktığında başka başka acılara
sebep oluyordu. Selim Bey de öngördüklerinin gerçekleşmesinin kendisine bir şey kazandırmadığını çok iyi biliyordu. Hayatında
“ben söylemiştim” gibi anlamsız kalan ve kişiye kuru bir gururdan başka yararı dokunmayan sözcüklere yer vermemeyi öğrenmişti. Sonuca bakıyordu. Değiştirebilecekleriyle ilgileniyordu.
İnsan her şeyi unuturdu. İstese de istemese de unuturdu. Ancak insanda unutulmayan tek şey yarım kalan hikayelerdi. Yaşanmamış duygular, sonu tahmin edilemeden hayat denen celladın palasıyla ikiye ayrılmış hayaller unutulmuyordu. İnsan zihninde sağlıklıca sonlanmamış hiçbir şey unutulamıyordu.