Bir taraftan düşmana saldırırken diğer taraftan en büyük düşmanı olan nefsine şöyle diyordu:
” Ey nefsim! Ben, seni kendime boyun eğdireceğim diye yemin ettim. Sen buna ya kendiliğinden razı olursun ya da bunu sana zorla kabul ettiririm! Müslümanlar toplanmışlar, bağırıyorlar. İçlerinden 'İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râciun ‘ diyen ağlamaklı sesler yükseliyor. Anladığım kadarıyla sen pek cennetten hoşlanmamış görünüyprsun! Yıllardır hala itminana ermemişsin ! Ey nefsim sen şimdi öldürülmezsen ölmeyecek misin ki ? İşte ölüm gelip çattı; arzu etmediğin halde ! Şehitliği tercih edersen en isabetli işi yapmış olursun! Eğer gecikirsen bedbaht olursun
Aklımdan çılgınca bir umut geçmese, bu ahmağa cevap vermeye tenezzül etmeyecektim. İnsan içinde bulunduğu umutsuz koşullarda bazen bir zinciri bir saç teliyle koparabileceğini sanır.
Şimdi sakinim, her şey bitti. Müdürün ziyaretinin yarattığı korkunç kaygılardan kurtuldum. Çünkü, itiraf edeyim, hâlâ umutluydum…Şimdi Tanrı’ya şükür hiç umudum kalmadı.
“ İnsanların, içinde işe yarayan tek şeyin şu cümle olduğu bir kitap okuduğumu hatırlıyorum, insanların hepsi belirsiz bir süre için ertelenen ölüm cezasına mahkumdurlar. O halde durumumda nasıl bir değişiklik oldu ki ? “