Sevgili Sybil,
Muhabbet’i bitireli birkaç gün oldu. Normalde bir kitabın ardından karakterleri, sevdiğim sahneleri ya da altını çizdiğim cümleleri düşünürüm. Bu kez aklımda kalan şey bambaşkaydı: Birine mektup yazmak istemem.
Belki de bu yüzden bu satırları sana yazıyorum, Sybil.
Bir insanı yalnızca mektupları aracılığıyla tanımak ne kadar tuhaf ve ne kadar samimi bir deneyimmiş. Sayfalar ilerledikçe seni bir roman karakteri gibi değil, posta kutuma düzenli aralıklarla haber bırakan biri gibi hissetmeye başladım.
En sevdiğim şeylerden biri kusursuz olmamandı. Zaman zaman inatçıydın, zaman zaman haksızdın, bazen geçmişe fazla tutunuyordun. Mektupların arasında ilerledikçe sadece senin hikâyeni değil; yasın, dostluğun, pişmanlıklarının ve ikinci şanslarının hikâyesini de okudum. Bazen güldüm, bazen boğazım düğümlendi.
Virginia Evans’a da ayrıca teşekkür etmek lazım. Çünkü o bir karakter yaratmamış; mektuplar aracılığıyla yaşayan, nefes alan bir insan yaratmış. Kitap bittiğinde hikâyeyi değil, birini geride bırakmış gibi hissettim.
Ve galiba en çok bunu sevdim.
Çünkü kitabı kapattığımda içimde kalan şey merak, hüzün ya da heyecan değildi. Bir kalem alıp birine yazma isteğiydi.
Bence bazı kitaplar okunup biter. Bazılarıysa okurda yaşamaya devam eder. Muhabbet benim için ikinci türdendi.
Sevgiler,
Sesel