…Küçük bir odaydı burası. Duvarları sarı kâğıtla kaplanmıştı. Pencerelerinde tül perdeler ve itır çiçekleri görülüyordu. Batmakta olan güneşin ışıklarıyla apaydınlıktı oda. Raskolnikov’un kafasından bir anda, “Demek o zaman da güneş böyle aydınlatacak…” düşüncesi geçti. Odanın ve içindeki eşyaların durumunu unutmamak için çarçabuk çevresine bir göz gezdirdi. Ancak odanın ayırt edici hiçbir özelliği yoktu. Mobilyalar eskiydi ve sarı ağaçtan yapılmışlardı. Bunlar, tahta arkalığı eğilmiş bir kanepe, bunun önünde oval bir masa, iki pencere arasına yerleştirilmiş aynalı bir tuvalet masası, duvar boyunca dizilmiş sandalyeler ve ellerinde kuşlarla Alman kızlarını gösteren sarı çerçeveli ucuz bir iki tablo… işte bütün mobilya. Odanın bir köşesinde küçük bir tasvirin önünde bir kandil yanıyordu. Her şey tertemizdi. Mobilyalar da döşemeler de iyice ovulmuştu, her şey pırıl pırıldı. Delikanlı, “Yelizaveta’nın işi bu,” diye geçirdi içinden. Bütün evde küçücük bir toz taneciği bile yoktu. Raskolnikov, “Temizliğin böylesine ancak kötü yürekli, yaşlı dullarda rastlanabilir,” diye düşündü ve merakla iki odayı birbirinden ayıran basma perdeye baktı. Kocakarı’nın yatağıyla bir konsolun bulunduğu bu odayı (zaten tüm daire bu iki odadan oluşuyordu) daha önceki gelişinde de görememişti… Suç ve Ceza