Fatih İlbay

Fatih İlbay
@fatihilbay
İşletme
Meslek Lisesi
Münih
Münih, 6 Aralık 1978
27 okur puanı
Kasım 2020 tarihinde katıldı
Ebû Hanife’ye göre şehâdet kelimesini söyleyerek Allah’a inanmak, yedi gök kat ve yerlerde bulunan şeylerin büyüklüğü mesabesindeyse Allah’ın emrettiği diğer farzlar, bunun yanında bir yumurtadan daha küçük kalır.
Sayfa 55·Kitabı okudu
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), İslam‘ı anlatmak için gittiği Taif yolculuğundan dönerken, Mekke'ye Mut'im ibn-i Adiyy'in himayesinde girdi. Geceleyin onun evinde misafir olan Rasûlullah (s.a.v.), ertesi gün Harem-i Şerif’e gitti ve orada Kâbe'yi tavaf ettikten sonra namaz kılarken, Ebû Cehil geldi ve Mut'im'e: "Himayende mi?" diye sordu. Mutim: "Himayemde" deyince, Ebû Cehil ses çıkaramadı. Peygamberimiz Mut'im'in bu iyiliğini unutmadı. Nitekim daha sonra Bedir savaşında esir düşenlerin durumunun ne olacağı hakkında konuşmak için Mut'im'in oğlu Cübeyr, Medine'ye gelince Hz. Peygamberimiz ona şöyle dedi: "Eğer baban sağ olup da gelseydi ve benden şu esirleri bağışlayıp, serbest bırakmamı isteseydi, ben onun hatırı için onları bağışlar, serbest bırakırdım!” (…) Rasûlullah (s.a.v.), ömründe sadece bir defa kendisine iyilik eden bir müşrikin, oraya gelmesi durumunda, onun hatırına, Bedir'de esir aldıkları bütün müşrikleri, bağışlayıp serbest bırakacağını söylemiştir. Bu durum, Rasûlullah (s.a.v.)’in vefasını ve merhametini göstermektedir. Türkçedeki "Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır" sözü, bu hususu cok güzel ifade ediyor.
Sayfa 51·Kitabı okudu

Fatih İlbay

, bir kitap okudu
7/10
·492 syf.·
Beğendi
·
6 günde okudu
·
2022 10. kitabı
Hulusi Turgut
8.5/10 · 21 okunma
O sırada, bizim partililere karşı adeta katliam uygulanıyordu. Marksist ve bölücü teröristler, her gün insanlarımızı vuruyor ve öldürüyordu. Tunceli İl Başkanımız, Mardin İl Başkanımız ve Manisa İl Başkanımız dahil, 13 il başkanımız katledildi. 44 de ilçe başkanımız katledildi o dönemde. İstanbul İl Başkanımız Recep Haşatlı, 20 yaşındaki oğlu Mustafa ile birlikte evinin önünde arabadan inerken, polis kıyafetli anarşistler tarafindan öldürüldüler, şehit edildiler. Olaydan sonra, merhum İl Başkanımızın evine gidip, ailesine başsağlığı diledim. Baktım, bir kanepede dört bayan yanyana oturmuştu. Merhum Haşatlı’nın yaşlı anası, eşi ve yetim kalmış iki kızı. Ailenin erkekleri gitmiş. Bu ne bayük acı, ne büyük sıkıntıdır. O manzaray görünce, dilim dolaştı, ne söyleyeceğimi bilemedim. Bunlan yaşadık o dönemde. Alparslan Türkeş
Sayfa 425·Kitabı okudu
NECiP FÂZIL'DAN İHTİLÂL ÖNERİSİ Şimdi size bir başka ilginç olayı anlatmak istiyorum. Merhum Necip Fâzıl Kısakürek’le dosttuk, iyi tanışıyorduk. Benimle başbaşa görüşmek istemiş. Araya, o tarihte Genel Başkan Yardımcımız olan Mehmet Altınsoy'u koymuştu. Fransızca’yı da iyi biliyordu. Alunsoy'a, 'Ben, Türkeş’le teta-te görüşmek istiyorum' demiş. Fransızca 'başbaşa' demek. Bu deyimi kullanmış. Ben de görüşmekten kaçıyorum. Çünkü Necip Fazıl Bey, biliyorsunuz bazı görüşleri bana aşırı geliyor; ondan dolayı da yani fazla angaje olmak istemiyorum. Siyaseten oyumuzu artırmak bakımından falan bize yardımcı olmasını istiyorum. Ama çok ısrar ediyor. Neticede, Alunsoy bir gün bana dedi ki: ‘Efendim, benim evde bir yemek düzenleyelim, bir öğle yemeği. İkiniz oturun, başbaşa konuşun. Biz de eşimle birlikte evi terkedelim. Bakalım ne söylüyor.' Altınsoy'un bu teklifini kabul ettim, merhum üstadla buluştuk, yemeğimizi yedik. Ev sahipleri kahvelerimizi getirdiler, daha sonra ortadan kayboldular. Biz kaldık üstadla başbaşa. Şimdi Üstad bana dedi ki: ‘Sizin, Silahlı Kuvvetler’deki taraftarlarınız, gücünüz ve gençlik içindeki taraftarlarınızla, benim Büyük Doğu Derneğindeki gücümüzü biraraya getirirsek, bu memleketin idaresini ele alabiliriz. Ben üstada şunlan söyledim: ‘Üstadım, biz bir kere 27 Mayıs’a karıştık. O da istediğimiz gibi gitmedi. Başımızdan binbir dert geldi geçti. Şimdi memleket demokrasiye kavuştu. Siyasi partiler var, TBMM var, Meclisten güvenoyu almış olan meşrû bir Cumhuriyet Hükûmeti var. Memlekete hizmetimizi parti yoluyla yapacağız. Benim sizden istirhamım, CKMP'yi destekleyelim, ona yardımcı olalım. Meşrû yoldan siyasì faaliyet yapalım, halkın teveccühünü kazanalm, o yoldan hizmet edelim.’ Böyle tartışıyoruz. Üstad, konuşmasını şöyle sürdürüyor; 'Büyük
Sayfa 405·Kitabı okudu