“Aydın olmak gösterişli bir kıyafet giymek yahut kolalı bir yaka ve modaya göre şapkayla dolaşmak değildir. Aydınlar halkın beynidir. Halk bizi eğitimimiz bittikten sonra iyi maaşlı bir işe girerek, akşamları lokantalarda oturmak veya sözde ‘okuma salonlarında’ kağıt veya domino oynamak için yetiştirmedi. Bu hayatı yaşayanlar aydın değil, aydın süprüntüleridir. Aydın olarak sizlerin vazifesi halkın zekasını, vicdanını, irade ve enerjisini uyandırmak ve harekete geçirmektir. Halkın düşünme yeteneğini canladırmak, işçileri, köylüleri ve toplumun alt kesimlerini daha iyi bir hayat kurmak için ne yapmaları gerektiği konusunda eğitmek - sizin göreviniz budur.
Öyle bir şey ki yaptığın,
Karartır gül pembe yüzünü temiz kadınlığın,
İki yüzlülüğe döndürür ahlakı, fazileti,
Saf bir sevginin alnındaki gülü koparıp
Kara bir damga basar yerine!
Kumarcı yalanlarıyla düğün yeminlerini bir eder
Ah, öyle bir şey ki yaptığın,
Bağlılığın özünü, ciğerini söker içinden,
Kuru sözlere çevirir en tatlı inançları.
Göklerin yüzü kararır bundan,
Bu katı, bu taş yürekli toprak bile,
Yüzünü asıp kıyamet günü yaklaşmış gibi,
Ürperti duyar bu yaptığından.
Düşen büyük adamı en sevdiği unutur,
Yükselen züğürde düşmanları dost olur.
Sevgi talihin peşindedir diyecek insan
Bunca dost görünce büyüklere kul kurban!
Sayfa 85 - İş bankası kültür yayınları·Kitabı okudu