Tek bir akıllı telefon, yalnız metal değil su da tüketiyor. Yaklaşık on üç ton su, hammadde ile devre kartı arasında buharlaşıyor; çölde kana kana içecek su bulamayan dudaklara ulaşamadan, fabrika bacalarından göğe karışıyor. Telefonlarımızın kalbinde atan kobaltın büyük bölümü Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nden geliyor. Yedi yaşındaki bir çocuğun karanlık tünelde avuçlarına doldurulan mavi cevher, gömleğindeki tozla birlikte akciğerlerine işliyor. O çocuk yılda iki yüz dolar bile kazanamıyor ama o cevher, dünya ölçeğinde trilyonları döndüren bir çarkın dişlisi. Böylece modernizasyon dedikleri şey bir çocuğun duasını nefesinde düğümlüyor; cümle âleme "ilerleme" diye sattığı masalı, karanlık galerilerde terli bir çocuk emeğiyle mühürlüyor.
Neden? Kendi eksikliğimizi, başkalarının gözünde tamamlayabilelim diye. İki yüz dolar, bir çocuğun hayatının fiyatı olmuş. Her gram kobalt, bir çocuğun duasını boğazında düğümleyen modernite gerdanlığı. Çağın putları artık ekranlı. Cahiliye devrinden bu yana değişen tek şey, putların şarj edilebilir olması. Biz bu matematiği kabul eden mekanizmanın suç ortaklarıyız. Trilyon dolarlık değer dedikleri şey, binlerce çocuğun kanıyla yazılmış bir fatura sadece aslında.