فَاْتُوا بِعَشْرِ سُوَرٍ مِثْلِهٖ مُفْتَرَيَاتٍ "O halde haydi siz de onun gibi on sûre uydurup getirin "(Hûd, 13).
d) Bu, فَاْتُوا بِسُورَةٍ مِنْ مِثْلِهٖ "Haydi O (Kur’an’ın sureleri) gibi bir sure getirin" (Bakara, 23) ayetidir.
Bu, eseriyle arkadaşına meydan okuyup "Haydi bunun gibisini, yarısını, dörtte birini, o da olmaz ise onun bir benzerini yap " demesi gibidir. İşte bu bütün mazeretleri bertaraf edip, meydan okumanın zirvesinde olan bir haldir.
güneş, gündüzün başlangıcında doğudan doğar ve böylece de batı tarafından güneş hizasında olan şeylerin üzerine vurur... Sonra dönmeye devam ederek, batıp da doğuda tekrar doğuncaya kadar, yeryüzünün her tarafında doğar... Öyle ki, yeryüzündeki üstü açık olan her şey, güneşin ışınlarından, nasibini alır.
Ve yine Cenâb-ı Hak, sanki şöyle diyor: Şayet güneş hep doğu tarafında durmuş olsaydı, zengin yapısını.fakirin penceresine doğru yapardı da, böylece güneşin ışığı asla fakire ulaşamazdı.. Ne var ki Cenâb-ı Hak şöyle demiştir: "Eğer zengin o fakiri, güneşin nurundan alıkoyarsa, ben, fakir de hissesini alsın diye, güneşi döndürür ve fakirin de üstüne çeviririm..."
..güneşin batışı olmasaydı, Cenâb-ı Hakk’ın, "Rabbinin, gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin? Eğer dileseydi, onu sakin de kılardı" (Furkan, 45) ayetinde buyurduğu gibi, yeryüzü güneşin sürekli doğmasından dolayı iyice ısınırdı; böylece de üzerinde bulunan her canlı yanar, tüm bitkiler yok olup giderdi... İşte bu sebepten ötürü güneş, Allah’ın hikmetiyle, muayyen vakitlerde doğup batıyor; tıpkı ev halkı istirahat edip sükunete ersinler diye ihtiyaçları müddetince kendilerine bir lâmba gibi verilip geri alınıyor, böylece belli bir süre doğuyor, sonra da batıyor. Böylece, aydınlık ve karanlık birbirinin zıddı olmasına rağmen, alemin yararına plan hususta yekdiğerine yardımcı ve destek olmuşlardır.
Tek bir akıllı telefon, yalnız metal değil su da tüketiyor. Yaklaşık on üç ton su, hammadde ile devre kartı arasında buharlaşıyor; çölde kana kana içecek su bulamayan dudaklara ulaşamadan, fabrika bacalarından göğe karışıyor. Telefonlarımızın kalbinde atan kobaltın büyük bölümü Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nden geliyor. Yedi yaşındaki bir çocuğun karanlık tünelde avuçlarına doldurulan mavi cevher, gömleğindeki tozla birlikte akciğerlerine işliyor. O çocuk yılda iki yüz dolar bile kazanamıyor ama o cevher, dünya ölçeğinde trilyonları döndüren bir çarkın dişlisi. Böylece modernizasyon dedikleri şey bir çocuğun duasını nefesinde düğümlüyor; cümle âleme "ilerleme" diye sattığı masalı, karanlık galerilerde terli bir çocuk emeğiyle mühürlüyor.
Neden? Kendi eksikliğimizi, başkalarının gözünde tamamlayabilelim diye. İki yüz dolar, bir çocuğun hayatının fiyatı olmuş. Her gram kobalt, bir çocuğun duasını boğazında düğümleyen modernite gerdanlığı. Çağın putları artık ekranlı. Cahiliye devrinden bu yana değişen tek şey, putların şarj edilebilir olması. Biz bu matematiği kabul eden mekanizmanın suç ortaklarıyız. Trilyon dolarlık değer dedikleri şey, binlerce çocuğun kanıyla yazılmış bir fatura sadece aslında.