Kişinin mutlak iradeli olduğunu ve kontrolün kendisinde olduğuna dair zannı bir kör noktadır. İnsan farkında olmadan tüm seçimlerini kendi iradesiyle yaptığı, kontrolün kendisinde olduğu ön kabulüyle hareket eder. Buradan iki önemli olumsuz sonuç doğar: Özgüven kaybına neden olan
pişmanlıklar ve küçük hatalardan doğan büyük yıkımlar.
Jung, arketiplerden söz ederken annenin aile, topluluk ve gelenekleri temsil ettiğini, kişinin bu nedenle annesi gibi olmmak uğruna aileye, geleneklere, topluluklara karşı duruş sergileyebileceğinden söz eder. Annenin üstünlüğüne direnen ve olumsuz anne kompleksine sahip kadın, bilinçdışı süreçlerin etkisiyle, kendisine ait bir yaşam kurmakta zorlanır ve kaderin bir cilvesi olarak eşi annesinin özelliklerine sahip olabilir.
Aksine annesiyle özdeşleşen ve annesine yapışan kız adeta bir gölge gibi yaşamaya başlar. Bu hayranlık ve özdeşleşme sonucunda bir arayış içinde olmayan, kimlik çatışması yaşamayan genç kadın kararsızlık, yetersizlik, pasiflik yaşamaya başlar. İşte bu gölge yaşam ya da kayıtsızlık ve incinmiş masum rolü Jung'un tabiriyle bilinçdışı sayısız antenle erkeklerin ilgisini çeker. Erkek için bu yaman erkek olma fırsatıdır. Erkek hoşgörüsü, kararlılığı ve güçlü ruhunun karşılığı tam olarak bu dişi belirsizliğidir. Bir başka deyişle bilinçdışı süreçler devreye girmiş, erkek kızı bu belirsizlikten, bilinçsizlikten pasiflikten kurtarmıştır.
Kişinin kendisini keşfetmeden ötekine olumsuz sıfatları giydirerek kendisini tanımlaması, kendisindeki olumsuzlukları görmesine de engel olur. Bazen ötekinde var olduğuna inandığı en olumsuz özellikler kendi özelliklerinin bir yansımasından başka bir şey değildir. Bunu keşfedememiştir. Aşırı karşı çıkışlar ya da abartılı savunmalar, aslında kişide var olan hiç keşfedilmemiş ve kör noktada kalan kimlik özelliklerini gösteriyor olabilir.