Bir hatayı kabullenmek ve itiraf etmek bir hayli zordur. Bu büyük bir sorumluluk gerektirir. Hatayı alabildiğince dışsallaştırmak kişiyi rahatlatır ve temize çıkarır. Hatanın içeride değil de dışarıda tartışılması her zaman daha kolaydır. Bu sahte temizlikle kişi yaşamına devam eder. Gerekirse kendisine bir düşman veya bir karşıtlık yaratır. Yaptığı hatalı davranışlarla ilgili bir içgörü filizlenirse ya da bir farkındalık oluşmaya başlarsa bununla yüzleşmek yerine suçu artık karşısındakine atabilecektir..
Pişmanlıklar bazen bir kriz etkisi yaratır. Bu kriz seni ya düşürür ya da seni yeniden diriltir. Bu nedenle aslolan şey pişman olmadan bir yaşam sürmek değil, pişman olduğun şeyi yeniden yapmamak için önlem almaktır.
Temelde burada en büyük sorun insanın kendisini cezalandırma arzusu ve aynı pişmanlık noktasına takılıp kalmasıdır. Kendisini abartılı bir biçimde sorumlu tutan ve takıldığı nokta nedeniyle karar verme yetisini kullanamayan insanların dikkatleri hep bu yarım kalmış ve kapanmamış hesap üzerindedir.
İnsan zihni yarım kalan olayları tekrar tekrar açmayı sever bir bakıma kendisini hatırlatır. Biz buna Zeigarnik etkisi diyoruz. Rus Psikolog Bluma Wulfovna Zeigarnik, bir görevin tamamlanıncaya kadar akılda kaldığını ve görev tamamlanır tamamlanmaz unutulduğunu söyler. Beynimiz bitmeyen bir iş için bizi sürekli rahatsız eder ve işin bilinçli bir şekilde hatırlanmasını sağlar. Böyle bir olaydan sonra insanın kendisini sürekli suçlaması zihnin bu olumsuz davranışı cezalandırarak karşılığını verme ve olayı kapatma arzusundan kaynaklanır Ancak pişmanlık yaşanan bir olaydan sonra sebep-sonuç ilişkilerini değerlendirmek ve sensör takmak olayı doğru biçimde kapatmak anlamına gelmektedir.