Fatma e.

Fatma e.
@fatmaerturk
Fizyoterapist İnstagram: Fonksiyonel_fizyoterapist
Serotonin ve intihar arasindaki iliski, kendini öldürenlerin beyinleri üzerinde yapilan otopsi çalismalaryla da destek lenmektedir. Beynin davraniça ket vurmayla büyük oranda iliskili bir bölgesi olan prefrontal kortekste serotonin anormal-likleri olduguna dair güçlü kantlar vardir.
Reklam
Çesitli bulgular serotonin islevindeki anormalliklerin intiharla iliskili olduguna isaret etmistir. Öncelikle serotonin, norepinefrin ve dopamin gibi sinir ileticilerin duygu-durum bozukluklarnin kökenleriyle ok karmagik iliskileri oldugunu uzun zamandir biliyoruz. Bu ileticilere tesir eden ilaçlarin depresyon veya maniyi baslatabilecegini ya da iyilestirebilecegini de biliyoruz.
Depresyon ruh halini etkilediği gibi düşüncele­ri de her yönüyle etkiler ve bu düşünceler marazi, karmakarışık ve uyuşuktur. Kişi kuşkulu, dalgın, kararsızdır ve kendini cezalandırır. Beden feci yorgundur; hiçbir şeye karşı arzu kalmamıştır; hiçbir şey için çaba gösterilmez ve hiçbir şeyin kıymeti yoktur. Uyku bö­lük pörçüktür, yakalanması zordur ya da tamamen tükenmiştir. Si­nirli bir bitkinlik kararsız bir gaz gibi düşünce ve davranışlardaki her çatlaktan içeri sızar.
Ağır depresyon bizi insan yapan hayati güçlerin tümünü felç eder, yerlerine kasvetli, çaresiz, umutsuz ve donuklaşmış bir hal bırakır. Bu verimsiz, yorucu ve çalkantılı, güç ve umuttan yoksun hal alır. Alvarez'in dediği gibi "havasız ve çıkışsız"bir dünyadır. Hayat kansız ve nabızsızdır ama boğucu bir korku ve acıya müsa­ade etmeye yetecek düzeyde sürmektedir. Tüm dayanaklar kaybo­lur; her şey karanlık ve duygusuzdur. Anlamsızlığa kayış önce ya­vaş sonra mutlaktır.
İnsanlar, her şeyin yoluna gireceğine inan­dıkları müddetçe depresyona dayanabilir ya da kabullenebilir gö­rünmektedirler. Bu inanç kırılır veya yok olursa intihar tercih edi­len seçenek haline gelmektedir.
Reklam