Beynin akıcı bir şekilde düşünme, doğru muhakeme etme veya geleceğe umutla bakma yeteneğinden yoksunluğunun depresyonun tanımlayıcı belirtileri olduğunu biliyoruz. Depresyonun pek çok intiharın temel nedeni olduğunu da biliyoruz. Nöropsikologlar ve klinik tedavi uzmanları insanların depresyondayken daha yavaş düşündüğünü, dikkatlerinin daha kolay dağıldığını, zihinsel işlerde daha çabuk yorulduğunu ve hafızalarım yetersiz bulduklarım sap tarmşlardır.' Depresyondaki hastalar olumsuz tecrübe ve başarısızlıkların yanı sıra olumludan çok depresif bağlamı olan kelimeleri anımsamaya, performans gerektiren işlerdeki başarılarını da küçük görmeye eğilimlidirl
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ruhsal hastalık, madde bağımlılığı veya diğer psikiyatrik bozukluklar zihnin uyum yeteneğini ve esnekliğini zayıflattığında zihnin savunma mekanizmaları tehlikeye girer. Nasıl zayıf bir bağışıklık sistemi bazı enfeksiyonlara açık ise beyin de yaşamdaki kötü olasılıkların istilasına açıktır. Sağlıklı bir zihnin çabukluğu ve esnekliği, her şeyin eninde sonunda halledileceği inancı ya da umudu beyni sayrılı olan bir kişinin yitirdiği yeteneklerdir.
Son araştırmalar depresyondan mustarip ergenlerin yetişkinliğe eriştiklerinde intihar etme olasılıklarının herhangi bir psikiyatrik hastalığı olmayan ergenlere göre çok daha yüksek olduğu nu gösterrniştir.
İntihar eden ergenlerde görülen farklı, ancak çok da nadir olmayan bir karakter profili de çok başarılı, kaygılı veya keyifsiz mükemmeliyetçi olarak tanımlanabilir.
psikolojik stresin, bazi ilaç ve hastaliklarin, ses ve isiktaki kayda deger degisikliklerin vücudun yirmi dört saatlik ritmini kesintiye ugratabilecegini
kantlamistir.
Bu düzensizlikler genetik olarak yatkin olan
kisilerde mani veya depresyona yol açabilir.
Stresin sadece vücudun bagisiklık sistemi ve etkili stres hormonlarinin üretilmesinde degil,
mani ve depresyonun patofizyolojisinde kritik bir rol oynayan uyku-uyanma düzeninde de büyük etkisi oldugunu biliyoruz.