İslam, düşünmenin yolunu kesmemiştir. Asıl biz, düşünmeyi durdurduğumuzdan İslam’la olan ilişkimizi gevşettik, hatta yer yer kopardık. İslam’a olan aşkımızı yitirdik.
Işığa koşan bir kelebeğin o telaşlı halinden, geceyi, bir dalgayı yanarcasına aşan yarasadaki o radarlı yürüyüşten, baharda gülün birdenbire açılışından, sonbaharda bütün bir tabiatın ölüşünden, evrensel bir kefen gibi varlığı bürüyen kıştan, peygamberleri dinlemediği için zamanın kılıcıyla toza ve küle çevrilen medeniyetlerden, ölümden ve ölüm ötesinden, mezardan, doğumdan ve çocuktan, yeraltından, ayın üstündeki altın tozlara kadar düşünmek, insana yaratıcı tarafından bağışlanan en soylu bir özellik değil midir?