Daha kapağını görür görmez, içinden sıcacık bir hikâye çıkacağını hissetmiştim. Ve yanılmadım. Kitabı elime alıp ilk sayfayı çevirdiğim anda, kendimi Güney Kore’de, Hyunam-Dong’un o sakin sokaklarından birinde, rafları kitaplarla dolu küçük bir kitabevinin içinde buldum.
Romanın merkezinde Youngju var. Öğrencilik hayatını başarılarla tamamlamış, sorunlu bir aile ortamında büyümüş, tüm zorluklara rağmen hayata tutunmuş, iş sahibi olmuş, evlenmiş ama bir noktada bu hikâyeye nokta koymuş bir kadın. Kısacası, hepimizin bir yerinden tanıdığı bir hayat.
Çoğumuz hayalini kurduğumuz okulları okur, yıllarca severek yapacağımızı sandığımız meslekleri seçeriz. Youngju da tam olarak böyle biri. Ancak hayat, onun için planlandığı gibi ilerlemez. Ve bazen, işte tam da o noktada insan kendini yeniden inşa etmek zorunda kalır.
Bir zamanlar kitapları seven, kitaplığının “en yakın dostlarla” dolu olmasını babasından gözyaşları içinde isteyen o küçük kız; yıllar sonra tüm alışılmış düzeni geride bırakıp hayalini gerçeğe dönüştüren cesur, özgüveni yüksek ve ayakları yere sağlam basan bir kadına dönüşür. Hayatını baştan yazmayı seçer.
Kitap, sizi önce hayalini gerçekleştirmiş bir Youngju ile tanıştırıyor. Ardından yaşamın anlamını sorgulayan, ne istediğini, neyle mutlu olup neyle tükendiğini anlamaya çalışan diğer karakterlerle buluşturuyor. Araya serpiştirilen kitap alıntıları ve yumuşacık anlatımıyla insanı adeta sarıp sarmalıyor.
Okurken çok tanıdık duygularla karşılaştım. Kimi yerde kalbimi bıraktım satırların arasına, kimi yerde yaşadıklarımı ya da bildiklerimi okudum sanki. Belki de bu kadar derin hissetmemin sebebi, bir gün kendi kitabevini açmayı hayal eden; sıcak bir çalışma ortamına, dostluğa ve paylaşıma özlem duyan bir kadın olmamdır. Kim bilir…
Bu kitap; öğrencilikten iş