özy

özy
@favian_09
İnsan insan mıdır, yalnızca yiyip içmek ve uyumakla geçiriyorsa hayatı? ~William Shakespeare
Ne kadar özgür olduğumuzu söylersek söyleyelim, canımızın istediğini yapabileceğimizi ne kadar iddia edersek edelim, yine de normların dışına çıkmaktan korkarız. Psikiyatristin bir bakışı ya da sözüyle normal olmadığımızın ilân edilmesinden ödümüz kopar. Biz, özgür olmaktan korkuyoruz aslında. Yerleşik düzenin dikte ettiği, herkesin de karşılıklı olarak kabullendiği tutum ve davranış sınırlarının içinde kalmak istiyoruz. Bizi nihai bağımsızlığa götürecek adımı atmaya cesaret edemiyor, kendi içimizdeki sese kulak vermekten çekiniyoruz. Öyle yaptığımız zaman, bize genellikle deli deniyor çünkü. Bize deli denmesini istemiyoruz. Bize deli denmesinin ve deli muamelesi yapılmasının sonuçlarına katlanacak gücümüz yok.
Sayfa 53·Kitabı okudu
Edebiyat Felsefe- Düşünce
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Psikoloji kliniği ile bisikletler için geçerli ruhsat yasalarına uymak arasında ne ilişki var? Devlet, itaat etmeyenleri uygun gördüğü biçimde dıştalama yoluyla, yönetim yetkisini yeniden kanıtlamaktadır.
Sayfa 50·Kitabı okudu
Edebiyat Felsefe- Düşünce
Onlar, deliliğin mührünü tekellerinde tutmakla kalmıyorlar, aynı zamanda, kadınlar ve eşcinseller konularında olduğu gibi, her asimilasyon vakasıyla, taraftarlarının ve destekçilerinin sayısını artırıyorlar. Böylece, her zaferden sonra, önceleri marjinal olanlar (örneğin kadınlar ve eşcinseller) konusunda bu kuruluşun inandırıcılığı artıyor ve diğer marjinalleri (şizofrenleri, yoksulları, etnik azınlıkları, sanatçıları, barış yanlılarını) ezme gücü de artmış oluyor. Bu marjinaller ve militanlar da kendi paylarına, kuruluşun deliliği belirleme sultasını sorgulamak yerine, kendilerinden öncekilerin yolunu izliyor ve bundan böyle deli kabul edilmemeleri için onlara başvuruyorlar. Bu eylemleri ise kuruma güç ve hatta inandırıcılık kazandırıyor.
Sayfa 49·Kitabı okudu
Edebiyat Felsefe- Düşünce
On sekizinci ve on dokuzuncu yüzyıllarda deliler tımarhanelerde tutuluyorlardı. Yirminci yüzyılda deliler dize getirildi. İyice ilaçlandırılıp toplumun kıyısına itilmiş, istenmeyen varlıklıkardan başka bir şey değiller artık.
Sayfa 47·Kitabı okudu
Edebiyat Felsefe- Düşünce
Mutlaka birinden biri olmalıdır çünkü. Biri varsa, diğeri olamaz. Sırf, söz paradigmasının tutsağı olduğumuz için. Aşkın karşılığı olarak sekiz, on, on beş sözcük olsaydı keşke. Daha az kıskanıp daha az sahiplensek, standartlaştırmanın kısırlaştırıcı baskı-sına yüz çevirip, benzersizliğe daha çok değer verseydik. Dikey hiyerarşiyi boşlasaydık. Peki, ya aşkın karşılığı olan hiçbir sözcük olmasaydı? O zaman aşk olmayacak mıydı yani? Aşk duyulmayacak mıydı o zaman? Aşk, sözden önce de vardı.
Sayfa 37·Kitabı okudu
Edebiyat Felsefe- Düşünce