Ölürken ellerini tutmak önemli, diyorum kendisi de babasını kaybeden bir arkadaşıma. Daha sonra bırakmak da önemli, cevabını veriyor kısa bir sessizlikten sonra.
Ölüler de bizden daha fazla, diye düşünüyorum bu dizeleri okurken. Ve her ne kadar yer kaplamasalar da, başka odalara yerleşirler, başka zamanların görünmez kapılarından geçerler ve o sırada yollarımız bir anlığına kesişir.
Babam omuzlarında tonlarca geçmiş taşıyan bir Atlas'tı. Şimdi, o aramızdan ayrılınca, tüm o geçmişin çatırdayarak üzerime usulca yıkıldığını, beni tüm öğle sonralarının arasına gömdüğünü hissediyorum. Çocukluğun sessizce yıkılıp dağılan öğle sonraları. Ve yardım için çağıracağım kimsem yok.
Dostoyevski, insanın mutlu olduğunu bilmediği için mutsuz olduğunu, tek sebebin bu olduğunu söyler. Babam Dostoyevski ile pek içli dışlı olmasa da, tam tersini iddia ederdi. Bir keresinde, bir grup arkadaşına şöyle dediğini duydum: Biz burada ne kadar mutsuz olduğumuzu bilmediğimiz için mutluyuz.
Çocuk gözünün mekânı genişletme yetisine sahip olduğuna inanıyorum. Boyun güllerin ve lalerinki kadarken dünyaya yakından bakarsın, onun boyunda olursun, dünya da senin boyundadır.
Büyümek uzaklaştırır ve küçültür.