Oblomov'a başlamam da, onu okuma sürecim de nerdeyse onun kadar oblomovluk yaparak geçti... Bu yüzden birkaç hafta önce bitirmiş olmama rağmen artık oblomovluk'u bi kenara bırakıp kendisi hakkında konuşulmayı hak ettiğini düşündüğüm için bi şeyler yazmaya karar verdim.
Yazar öyle bir karakter çıkarmış ki ortaya bence hemen hemen herkesin hayatında onunla empati kurabildiği zamanlar olmuştur. Çünkü içimizden biri Oblomov, bazen sen, bazen ben, bazen de bi tanıdık... Sadece tembellik diyerek geçebileceğimiz bi hayat değil Oblomov'unki, sanki başından beri biri içindeki yaşama enerjisini hevesini söküp almış ondan ve suçlayamıyorsun bile onu çünkü o bu şekilde yetişmiş böyle görmüş ve belki de zaten böyle doğmuş. Çok gerçekçi bi karakter oluşturmuş yazar, öyle ki günün birinde aşk uğrasa bile hayatına Oblomov'u Oblomov olmaktan çıkaramamış. Oysaki başka romanlarda aşk her zaman iyileştiricidir, değiştiricidir ve dönüştürücüdür'ü öğrendik biz. Ama aslında gerçek hayatta işler böyle ilerlemez, değişmenin bile bi sınırı vardır. Bu açıdan çok gerçekçi ve başarılı buldum kitabı. Şolts'a baktığımızda ise o benim hep imrendiğim her zaman her şeye enerjisi ve hevesi olan insanlar vardır ya o tiplemeyi görüyoruz. Hep meşgul ama her şeye de yetişiyor ve bi o kadar da mutlu aslında bu koşuşturmadan. Öyle ki arkadaşını o bataklıktan çıkarmak için bile defalarca kez uğraşıyor ama bir insan bir şeyi kendi istemedi mi mizacı el vermedi mi hiçbir şey yapamazsınız ya, o da bundan fazlasını yapamıyor işte. Her karakterin çok gerçekçi yazıldığını düşünüyorum ve Olga'da onlardan biri tabikii de. Öyle bir kızın Oblomov'la ömrünü geçiremeyeceği başından beri belliydi. Ama bazen genç kızlık saflığı, heyecanı insanı en ufak ilgide ağına düşürebiliyor. Olga'da Oblomov'un ilgisini, kalbinin