Sen öldükten sonra ne olacağını hayal ederdim. Günlerimin nasıl geçeceğini. Kötü değildi. Sana sahip olmakla öyle çok seye sahip olmuştum ki ve seni kaybetmekle öyle çok şey kaybetmiş olacaktım ki artık hiçbir şey istemeyecektim. Daha çok zaman olacaktı. Kendimi sessiz evde dolaşırken hayal ederdim. Kendimi bahçede görürdüm; günlerce günlerce hiç kimseyle konuşmamış olmaktan yüzüm, sırtım, ellerim değişmiş. Yıkayıp kurusun diye dışarı asacağım ve katlayıp kaldıracağım çarşafları görürdüm. Alacağım kısa duşları. Artık kısa olan saçlarımı. Her sabah aynı giysileri giyecektim ve her gece onları bir kancaya asacaktım. Yaşlı bir erkeğe benzeyen yaşlı bir kadın olacaktım. Evden çıktığım zaman, yalnızlığımı da yanımda götürecektim. Marketin reyonlarını ne hızlı ne de yavaş dolaşacaktım ve arabama sadece birkaç şey koyacaktım, peynirin fiyatını dert etmeden ve bazen aynı donmuş yemekten sekiz tane satın alarak. Tezgahtarlarla ya da emekli komşularla çene çalmayacaktım.
...
Șimdi fark ediyorum da ben hayatımızdan sonraki hayatla ilgili bu sessiz filmleri oynarken sen hâlâ oradaydın. Benimle oturuyordun, sinema salonunda sadece ikimiz, hâlâ beraber. Bu hüzün boş bir kilise de değil, boş bir ev de. Bomboş bütün bir dünya, ben onun içindeyim, o da benim içimde.