Bende şöyle oluyor: şiir başlangıçta kalbimde yaşayan gizemli bir varlık. Ağır ağır büyüyor ve çekilmez bir hal alıyor. Bittikten sonra, yükünü havuza boşaltmış bir gemi gibi rahatlıyorum. Ya da şöyle bir benzetme yapayım: Köprünün suya gömülü ayaklarının direnciyle kabarıp yükselen bir çayın boşalıp kuruması. Yeni bir şiir için çayın yeniden taşmasını beklemek gerekiyor.
Dergilerde zaman zaman güzel şiirlere rastlıyorum.... Genç arkadaşlarda tesbit ettiğim nokta şu: şiirde kuşkusuz açık bir saydamlık olması gerekiyor. Ama kalıcı şiir yazacağım diye insanın kendisini zorlaması da yersiz. Bunlarda kendilerini bir saklama telaşı var. Oysa imge belleğimizde bir yerdedir. Onu uyandırmak için dış etki yeterli. Tıpkı küçük bir taşın, suyun içine düşüverince meydana getirdiği kaynaşma gibi. İşte bende biriken bu kaynaşmalardır. Soruyorum: Kalabalık, anlaşılmaz söz dağarcığının içinden şiir çıkar mı? Saklanmak, bir yerde kendinden emin olmamak demektir. Sanki mağrur düşünceleri, anlaşılma alçaklığına düşmekten kendilerini koruyor, yahut çalacaklar korkusuyla düşüncelerini kelime yığınlarının altında saklıyorlar. Şöyle de diyebiliriz: şiirlerinin üstüne kalın bir cila sürülmüş. Ses benzerliklerinin, yakınlıktan gelen çağrışımların doğması, dizelerin zenginliğini ve kolaylığını sağlıyor ya da fakirliğini. Duygusuz bir rasyonalizmden çıkarılmış, gayri şahsi, kısaltılmış yenilikler. Bunlarda bir şiiri meydana getiren hiçbir şey yok.
Zarifoğlu kendini saklamıyordu ki, bilâkis ortaya koyuyordu. İnsan ne ise odur. Hapishane karanlığında solgunlaşmış tenle, kendiliğinden solgun ten aynı olur mu?
Akıl denilen eski engel, onun özgürlüğüne kavuşmuş, düşlerin sınırsız ülkesine kaçmış imge gücü önünde kırılır, parçalanır, çöker. O aklı parçaladıktan sonra akla başvurur. Düzelti için.
ebedilik! işte en nefis soluk; aşk dediğimiz şey, insanlar arasında aşk diye anılan şey, gerçekte ebediliğe susayıştan başka nedir? aşk ve ebediliğe susayış özdeş. "sonu olan bir şey baştan itibaren yoktur" der Ionesco. ebedi olmayan gerçekte yok demektir. ve başkasını seven onda kendini ebedileştirmek ister. ve Allah aşkında bu, doruk noktasına ulaşır.
kar yağdığında, otobüse verecek param olmayıp saatlerce yürümek zorunda kaldığımda, alerjim olduğu için hapşırdığım bahar aylarında, onunla karşılaşmak istedim.