Ne insafsız, gaddar insanlar vardı şu dünyada! Akşamlarını ne denli anlamsız, sıkıcı uğraşlarla geçiriyor, günlerinin değerini bilmiyordu! Bitmek bilmeyen o oyunlar, tıkınmalar, sarhoşluklar, hep aynı konu üzerinde dönüp dolaşan, bitmez gevezelikler… Bu gereksiz uğraş, gevezelikler ömrünün en güzel, verimli bölümünü boş yere yutuyordu.
Dünyada her şey boş, saçma, bir serap gibi aldatıcıdır. İstediğiniz kadar mağrur olun; zeki, güzel olun, ama ölüm sonunda tarla fareleri gibi silip götürecektir sizi yeryüzünden; geride bıraktıklarınıza, tarihe, yüce kişilerinizin ölümsüzlüğüne gelince, onlar da bir gün yeryuvarlağıyla birlikte donup taşlayacak ya da yanıp kül olacak.
Çıldırmışsınız siz, yolunuzu şaşırmışsınız. Yalanı gerçek, çirkinliği de güzel sanıyorsunuz. Herhangi bir durum sonucu elma ağaçları, portakal ağaçları elma, portakal yerine birden kurbağa, kertenkele verse ya da güller terlemiş at gibi kokmaya başlasa, şaşırıp kalırdınız değil mi? İşte ben de yeri göğe yeğlediğiniz için size öyle şaşırıyorum. Anlamak istemiyorum sizi.
Kafasının içinde tembel tembel dolaşıp duran düşüncelerden yalnızca ikisi sinirlendirmiyordu onu: Bunlardan biri, kendini öldürmek yetkisinin her an elinde olduğu düşüncesiydi; öteki de bu acının üç günden çok sürmeyeceği düşüncesiydi.