.. Sonuçta onun beni affettiğini biliyorum; tıpkı benim onu affettiğim gibi. Thomas Edison'ın son sözleri, "Orası çok güzel" olmuş. Oranın neresi olduğunu bilmiyorum fakat bir yerlerde olduğuna inanıyorum ve güzel olduğunu umuyorum.
Yetişkinler yüzlerinde o alaycı, aptal gülümsemeyle, "Gençler yenilmez olduklarını sanıyorlar" derken, ne kadar haklı olduklarını bilmiyorlar. Umutsuz olmamıza gerek yok çünkü hiçbir zaman tamir edilmeyecek kadar bozulamayız.
Alaska'nın genetik kodlamasını alıp üstüne hayat tecrübelerini ve insanlarla kurduğu ilişkileri koyarsanız ve sonra da bedeninin boyutunu ve şeklini eklerseniz, onu elde etmezsiniz. Tamamen farklı bir şey var. Bilinen parçalarının toplamından daha büyük bir parçası var. Ve bu parça, bi yerlere gitmek zorunda çünkü yok edilemez.
Kimse benim iyi bir gen bilimleri öğrencisi olduğumu iddia edemese de fen bilimleri derslerinden öğrendiğim şey, enerjinin yaratılamayacağı ve yok edilemeyeceğidir.
Buraya gelmeden önce, uzun süre labirentten çıkış yolunun, labirent yokmuş gibi davranmak, labirentin arka köşesinde küçük, kendi kendine yeten bir dünya kurmak ve kaybolmamışım da evdeymişim gibi davranmak olduğunu düşünmüştüm. Ama bu düşünce, çoktan ölmüş kişilerin son sözlerinin eşlik ettiği yalnız bir hayat getirdi sadece; bu nedenle büyük belki'yi gerçek arkadaşları ve küçük bir hayattan daha fazlasını aramak için buraya geldim. Sonra ben her şeyi berbat ettim, Albay her şeyi berbat etti, Takumi her şeyi berbat etti ve Alaska parmaklarımızın arasından kayıp gitti.