John Green

John Green

7.8/10
2.721 Kişi
·
8.899
Okunma
·
602
Beğeni
·
15.499
Gösterim
Adı:
John Green
Tam adı:
John Michael Green
Unvan:
Amerikalı Yazar ve Eğitimci
Doğum:
Amerika Birleşik Devletleri, 24 Ağustos 1977
John Green New York Times bestseller'ı olmuş dört kitabın yazarıdır. Michael L. Printz Ödülü, Michael L. Printz Onur Ödülü ile Edgar Ödülü kazanmış, iki kez L.A Times Kitap Ödülü finalisti olmuştur. Ayrıca kardeşi Hank'le birlikte tüm dünyada üç yüz milyondan fazla izlenmiş bir video serisi olan Vlogbrothers'ın yaratıcısıdır. John eşi ve iki çocuğuyla birlikte Indianapolis'te yaşamaktadır.
Kimi zaman bir kitap okursunuz ve o kitap içinizi tuhaf bir coşkunlukla doldurur ve paramparça olmuş dünyanın, hayatta olan tüm insanların o kitabı okumadan tekrar bir araya gelmeyeceğini hissedersiniz. Kimi zaman da insanlara söyleyemediğiniz kitaplar vardır, öyle güzel ve nadir ve sizin olan kitaplardır ki sevginizi ilan etmek ihanetmiş gibi hissettirir.
Bir çocuk dedi ki, Çimen nedir?
Ellerine doldurup getirerek bana;

Nasıl cevap verebilirdim çocuğa?

Ne olduğunu bilmiyorum ondan daha fazla.
Tanrım, değiştiremeyecegim şeyleri kabul etmem için sükunet, değiştireceklerimi değiştirebilmem için cesaret ve aradaki farkı bilmem için akıl ver.
"Bu dünyada incinip incinmeyeceğine dair tercih yapma şansın yok ancak seni kimin inciteceğini seçebilirsin..."
Rastgele büyük harf kullanma taraftarıyım. Büyük harf kullanma kuralları ortadaki kelimelere hiç adil davranmıyor...
Aynı Yıldızın Altında eğlenceli diyaloglar, depresif duygular ve sıradışı betimlemelerin yer bulduğu bir eserdir. Yazar, duygusal bir gerçeklikle yazmış romanı.

Kitapta 16 yaşındaki bir kanser hastası kızın yaşadıkları fazla gerçekçi ve acıklı bir hikâye olmasına rağmen mizahın da eksik olmadığını görüyoruz. Konu itibariyle, Hazel Graze 13 yaşından beri tiroid ve akciğer kanseriyle mücadele eden şanssız bir genç kızdır. Ailesinin de tek çocuğudur ve anne babası onun için yıllardır mücadele vermektedir. Hazel’in hastalığının ölümcül olduğu herkes tarafından bilinen bir gerçek olmasına rağmen anne baba büyük bir olgunlukla, olumlu davranışlar sergiliyorlar ve bu da onu ölümü ciddiye almayan, hayatla dalga geçebilen, istediği her şeyi yaşamakta özgür bir kız olmasını sağlıyor. Annesinin tavsiyesiyle destek gruplarına katılmaya başlar ve bir gün destek grubunda 17 yaşındaki Augustus ile tanışır ve ona ilgi duyar ve olaylar bu iki genç aşık çevresinde gelişmeye başlar. Bir yandan elinde içinde oksijen tüpü olan çantasıyla akciğer kanseri genç kız ve diğer yandan geçirdiği operasyon sonucu sağ bacağını kaybetmiş Augustus’un aşk ve yaşam hikâyesi anlatılıyor. Romanda aşk temasının yanında yan tema olarak kanser hastalığı ve bunun getirdiği psikolojik durumlar da ele alınmıştır.
Aynı yıldızın altında bir aşk hikayesi. Son dönem edebiyatının en içten ve dokunaklı romanından biri olan ama aynı zaman da korkunç bir zeka, cesaret ve hüznün varoşsal trajedesini de anlatıyor:):)
Kitapla ilgili en kötü olanı beklentilerin yüksek olması, yazar " Aynı yıldızın altında" adında müthiş bir roman yazıyor ve ondan güzel roman bekliyorsun karşına vasat bir kitap çıkıyor. Kitap kesinlikle vasat, yazarın farklı bir dili falan da yok, çok anlamsız. Kelepir olması da normal. Kitapla ilgili "sürekli terk edilen ve ardından aşkın formülünü bulmaya çalışan üstün zekalı bir çocuğun başından geçenler" diye söyleyince kulağa hoş geliyor ama vasat hatta vasatında altında mantıksız saçma sapan bir roman.
Yazarın kağıttan kentler dışında bütün kitaplarını okudum.Ancak bir tek bu kitabı beğendim.Aslında beğendim demekle kalmaz bayıldım.Bir yazar kolayca karakterleri bu kadar okuyucuya sevdiremez.Ancak daha başından Hazal'a karşı bir sempati duyuyor Augustus'a da aşık oluyor.Resmen bu kitaptan duygu seli yaşadım.Aptal aptal sırıtmaktan kıskanmaya,kıskanmaktan korkuya korkudan üzülmeye üzülmekten sevinmeye ve aniden sevinmekten salya sümük ağlamaya geçtim.Sonu her ne kadar yarım bitsede bence bu kasıtlı yapılmış bir hareketti çünkü peter van houten'ın görkemli ıstırabıda yarım bitmişti.
Kanserli iki gencin muhteşem hayat mücadeleleri ve birbirlerine olan sonsuz aşkı anlatıyor.tesekkurler john green.................................?....
Ilk önce kitabını okumuş olsaydım daha çok etkilenirdim duygusal acıdan. Ama kitabı olduğunu bilmeden ilk önce filmini izlemiş oldum. O yüzden biraz ağır ilerledi. Ama genel anlamda iki kanser gencinin bir yerde hayatlarının aniden biteceginin farkında olmalarına rağmen yaşadıkları aşkı en güzel şekilde anlatan bi kitap. Güzeldi. Yazarın emeğine sağlık..
John Green.
Yine harikalar yaratmış.

Size yazardan bahsedip incelemeyi uzatmak istemiyorum çünkü yazarı çoğunluk biliyordur diye düşünüyorum ve incelemenin neredeyse tamamının sadece kitap olmasını istiyorum.

Yazarın ilk okuduğum kitabı Aynı Yıldızın Altında olmuştu. Mükemmel bir kurgu mükemmel bir hikayeydi şimdi oralara hiç girmeyelim. Kitabı rafta gördüğümde ilgimi çeken ilk şey renkleri ve kapak tasarımı oldu, sonrasında yazarın adını okudum John Green! Dedim neler oluyor, kitabın adını okumadan direk üstüne atladım gibi bir şey oldu o an direk arkasını çevirdim ve yazanları okumaya başladım.

"Nadir olan sizinle aynı dünyayı gören birini bulmaktır."

Okuduktan sonra yaklaşık beş dakika kadar durdum, neyi düşündüğümü falan da bilmiyorum çok anlamlı geldi ve sadece durdum. Tabii kitabı almaya karar verdim fakat kalabalık ortamlardan ve bazı işlerimden dolayı kendime bir sessizlik yaratamamıştım, ilk bölümü okudum fakat tam olarak hikayenin içine giremediğim için kızdım kendime. Bir sabah herkes uyurken kalktım, masama oturdum ve birinci bölümden tekrar başladım. Fark ettiğim şey şu oldu ki; girişi bile mükemmeldi.

Kitapta şu anlatılıyor bu anlatılıyor demek istemiyorum zaten kitabın profiline girdiğinizde konusu hakkında bilgi edinebiliyorsunuz. Ben bana kattıklarını ve hissettirdiklerini paylaşmak istiyorum sizinle, okumadan önce belki faydası dokunur.

Ana karakterler Aza, en yakın arkadaşı Daisy, kaçak milyarder Russell Pickett ve aslında Aza'nın eskiden tanıdığı Russell Pickett'ın oğlu Davis Pickett. Aza'nın annesi, Davis'in küçük kardeşi Noah, okuldan arkadaşları ve Daisy'nin erkek arkadaşı olan Michael ise diğer karakterler.

Aza'nın rahatsızlığı hiç hoş değildi. Kitap boyunca sinirden derin derin iç çektiğim anlar çok oldu çünkü resmen kendine eziyet ediyordu Aza. Gerçek hayatta onu tanıyıp onunla bu konuyu tartışmayı çok isterdim. Sarmalın sürekli daralan tarafını görmesi sinirime gidiyordu. Olaylara biraz farklı bakabilse o sarmalın aslında genişlediğini de görebilirdi. Elinde olmayan bir şey olması okudukça ve Aza'ya alıştıkça sinirden çok üzüntü hissetmeme sebep olmaya başladı. Ama her halükarda Aza; düşünceleriyle, karakteriyle çok güzel bir arkadaştı.

Daisy ise daha rahattı. Aza gibi birinin Daisy gibi bir arkadaşı olmasından daha değerli bir şey yoktur sanırım. Onu dengeliyordu. Zaman zaman onunla uğraşmak Daisy'yi yorsa da gerçek bir arkadaştı Aza onun için ve eninde sonunda barışıyorlardı. Daisy günlük hayatta çok sık karşılaştığımız durumların hep tam tersini savunuyor ve bunu her seferinde o kadar mantıklı açıklıyor ki 'Aslında harbiden de öyle.' falan diyorsun bir yerden sonra. Daisy bazı kalıpları yıktıran bir karakterdi benim için, çok da güzel bir karakter. Farklı bakış açıları her zaman en iyisidir.

Aslında kitabın asıl olayı Davis'in babası fakat ben babasından çok Davis'e değineceğim şu an çünkü babası hakkında yazmaya başlarsam fazlaca spoiler verebilirim diye düşünüyorum.
Davis babasının ortadan kayboluşundan sonra güçlü kalsa da içten içe kendisi de kaybolmuş olan bir karakter. Ortaokula giden bir kardeşi olduğundan dolayı onun hayatında annesi ve babası yokken çok önemli bir yere sahip, hatta Noah'ın tutunabileceği tek dalı abisi Davis. Bu yüzden güçlü, ayakta ama içten içe yıkık. Ve bunu dolaylı olarak bile olsa gösterdiği nadir insanlardan biri Aza. Kitap boyunca birbirlerine değer verdiklerini gördüm. Değer vermek, anlayışla karşılamak, zor zamanlarında birbirlerinin yanlarında olmaları aşktan daha güçlü bir durum. Bu kadar zor bir hayatın içinde Aza'nın tüm sıkıntılarını, engel olamadığı düşüncelerini, kaçışlarını bile bile onun yanında olmak istemesi çok değerli bir şeydi.
Bir milyarderin oğlu olarak, Aza'nın annesinin Davis'i şımarık biri sanması ve Aza'yı üzeceğini düşünmesi fakat Davis'in aslında hepsinden daha kırılgan, daha naif biri olması üzücüydü. Yardıma ihtiyacı vardı ve ona iyi gelen tek şey Aza'ydı kitapta.
Bilemiyorum.
Çok güzellerdi.

Michael'in Tutsak101 adlı çalışmasının yaratıcılığına bayıldım daha kitabın başlarında. Fikrin Daisy'den çıkması beni hiç şaşırtmadı ve o çalışmayı somut olarak görmesem bile ne kadar özgün olduğunu kafamda görebiliyordum.

Karakterler çok iyiydi, çok güzeldi. Kurgusu güzeldi, akıcılığı güzeldi. Her şeyiyle kitap çok güzeldi.
Mutlaka okumanızı tavsiye ederim. Çoğunlukla karakterlerden bahsettim evet ama bunlar kurgudan çok kitabı kitap yapan unsurlar gerçekten.
Sonu da güzeldi.
Aza ve Davis'in vedaları bile güzeldi.

Kitabın adının sebebi de 264. sayfada yazıyor arkadaşlar. İnsanı düşündüren, anlamlı bir muhabbet geçiyor o sayfada. Orayı okuduktan sonra anlıyorsunuz Kaplumbağa Kabuğunda Dünya'nın ne demek olduğunu ve artık diyorsunuz ki 'Ondan aşağısı hep kaplumbağa.' (:

Okursanız pişman olmayacağınız bir kitap.
Ve,
Teşekkürler John Green.
GÖKYÜZÜNDE MİLYARLARCA YILDIZ VARKEN, NASIL OLUR DA AYNI YILDIZIN ALTINDA BULUŞABİLİRİZ?


Hastalık görkemli bir şey değil. Anlamı yok. Bir şeyden (kanserden) ölmek şerefli bir şey değil! (sayfa 218-pegasus) Bu alıntıyı okurken bir şey fark ettim. Çok önemli bir şey. Ben, biz kanseri hiç bilmiyormuşuz. hiç tanımamışız kanseri. Bu yüzden de kanserden ölenleri çok yad etmiyoruz. Nefes almayı çok kolay bir şey sanmışız. Size nefes almak onlar için büyük bir lütuf desem. Veya bir bacağa sahip olmak veya görmek... Yarım olmak ne kadar da korkunçmuş! Kitap bana onların acılarını bir nebze de olsa anlamamı sağladı. Ölümü bir misafir bekliyormuş gibi bekliyorlar. Hayatlarındaki insanlar (anne, baba vs.) çocuğumuz, kardeşimiz öldükten sonra hayatımıza nasıl devam ederiz diye düşünerek yaşıyorlar. Daha önce hiç bu konuda böyle detaylı düşündüğümü hatırlamıyorum. Ama bu kitap benim yaşamadığım bir hayatı anlattığından çok etkilendim.

SPOİLER


Kitap iki kanser çocuğun aşkını anlatıyor. Birbirlerine aşktan başka verecek şeyleri olmayan bu iki genç daha fazlasını verebilmek için çaba sarf ediyorlar. Biri oksijen tüpüyle gezmek zorunda diğerinin de bir bacağı protez... Acaba ölmeden önce kaç gün daha birbirimize bakabileceğiz diyerek yaşıyorlar. Üstüne üstlük kanser olduktan sonra sosyal çevrelerince soyutlanıyorlar. Ama bu haksızlık!! Yaşarken bile ölü olduklarını düşünüyorlar ki şöyle bir alıntı daha yapayım:
-Öldüğünü düşünmüyorum. Bence sadece birazcık kanserin var... (sayfa 219-pegasus) Bu da hayat mı?

Kitaba 7 puan verdim. Çünkü olaylar hızlı gelişti hem de bayaa hızlı. İlk görüşte aşk tabiri vardı kitapta ve daha tanışalı 1 ay bile olmayan 2 çocuk Hollanda ya gittiler. Bu da bana saçma geldi. Bir de pegasus yayınlarını kınadım. Şuraya alıntıyı bırakayım da anlayın neden kınadığımı:

-Beğn çiğkin değilim. Sensin çiğkin, buğnu tüplü kız. (Sayfa 212-pegasus) Ayıp vallahi. Kitabın içine etmişsiniz tek bir cümleyle. Cümlede ne demeye çalıştığını 5 dakikada çözebildim:) Tek yazım hatası bu da değildi. Ama yine de 7 puan veriyorum kitaba gölge düşüremediği için.


Kitabı okuyanlara tavsiyem çooook da bir beklenti içine girmesinler. Çünkü ben o beklentiye girdim ve sonu hayal kırıklığıydı:\ ama okunulabilir bir kitap tabii. Kitap tasarımı harika bence. Filmi de var ve izleyeyim mi diye düşünüyorum. İzlerim muhtemelen. Siz de etrafınızdaki insanların hayatlarının ne kadar farklı ve hasta insanların çoook daha farklı olduğunu unutmayın! Allah hepimize huzur, sağlık ve mutluluk versin. Keyifli okumalar:)
Aşk kitaplarının yaşıtlarım kadar ilgimi çekmediğini fark ettim. Kitap hoş yaz tatili için uygun bir kitap fakat kitabın içeriği beni çok sıktı kitabın anlatış tarzında farklı yazarların farklı kitapları hakkında spoiler vermesi hiç de hoş olmamış ayrıca o bölümler kitabı benim için daha da sıkıcı kıldı. Üzülerek bir kitabı beğenmedim.
Okuduğum tüm kitapları hatırladığım kadarı ile incelemesini yazmaya karar verdim :) Sanırım 3-4 günde okuyup bitirmiştim. Akıcı bir kitaptı, yeri geldi çok üzüldüğüm yerler oldu ama kitabı çok beğenmiştim. Akciğer kanseri bir kız ile kanser hastası bir erkeğin ilişkisini anlatıyor. Çok severek okuduğum bir kitaptı, filmini de izledim. Tavsiye ederim :)

Yazarın biyografisi

Adı:
John Green
Tam adı:
John Michael Green
Unvan:
Amerikalı Yazar ve Eğitimci
Doğum:
Amerika Birleşik Devletleri, 24 Ağustos 1977
John Green New York Times bestseller'ı olmuş dört kitabın yazarıdır. Michael L. Printz Ödülü, Michael L. Printz Onur Ödülü ile Edgar Ödülü kazanmış, iki kez L.A Times Kitap Ödülü finalisti olmuştur. Ayrıca kardeşi Hank'le birlikte tüm dünyada üç yüz milyondan fazla izlenmiş bir video serisi olan Vlogbrothers'ın yaratıcısıdır. John eşi ve iki çocuğuyla birlikte Indianapolis'te yaşamaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 602 okur beğendi.
  • 8.899 okur okudu.
  • 156 okur okuyor.
  • 3.536 okur okuyacak.
  • 155 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları