Oturuyorum, düşünüyorum, düşünüyorum eskiden olan her şeyi, mutlu olanları, kederli olanları hepsi geçiyor gözlerimin önünden, hepsi sislerin arasındaymış gibi yanıp sönüyor. Tanıdık yüzler beliriyor (sanki uyanıkken rüya görmeye başlıyorum) annemi görüyorum en çok... Ne rüyalar görüyorum böyle!
Ben hep böyle ürkek, yabani biriyim; alıştığım bir yerde uzun süre yaşamayı severim. İnsanın alıştığı yer iyidir; acıyla yaşasan da, her şeye rağmen daha iyidir. Kim bir yerden gitmek ister; Tanrı bilir ne işler çıkacağını.
"O anda tam bir kütük gibi oluyorum, kendimden utanıyorum, bütün gece sağa sola bakınıyorum, genel bir konuya iki-üç sözcük katmak istiyorum, ama iki-üç sözcük bile çıkmıyor! Ve kendime acıyorum Varenka, böyle biri olmadığıma üzüluyorum; atasözünde dedikleri gibi, büyümüşüm, ama adam olamamışım. Zaten şimdi de boş vaktimde ne yapıyorum? Aptal aptal uyuyorum. Boş yere uyumak yerine iyi bir şeyle uğraşabilirdim; oturup yazı yazardım. Hem bana yararı olurdu, hem başkalarına.
"Edebiyat da çok iyi bir şey, Varenka, çok iyi bir şey; bunu onlarda geçen üçüncü günümde anladım. Derin bir şey! İnsanların kalplerini güçlendiren, eğiten bir şey ve onların elindeki kitapta da bu konuda birçok şey yazılmış. Çok güzel yazılmış! Edebiyat bir tablo, yani bir tür tablo ve ayna; ifade tutkusu, ince bir eleştiri, edebe yönelik bir eğitim ve bir belge.