Macide, henüz çok genç bir kız. Bilmediği bir şehre musiki hayallerinin ardından okumaya gelmiş, yoksul bir genç kız. Onu pek de hoş karşılamayan akrabalarının yanında kalıyor ve bir gün bir vapurda Ömer görüyor onu. Ömer belki de bu hikayenin en anlaşılmayanı. Hiç büyüyemeyişi, yaptığı hareketlerin, aldığı kararların mantıksızlığı okurken beni çok zorladı. Bu kadar iyi gözlemlenip kaleme alınması da işimi hiç kolaylaştırmadı.
Ömer, Macide’yi görür görmez etkileniyor ondan. Çoğu hareketinin önünü ardını düşünmeyen Ömer, daha yeni gördüğü bu kıza sırılsıklam(!) aşık oluyor. Sonra bu ikilinin arasında Ömer’in bu kaynağını kavrayamadığım cesareti sonucu bir muhabbet gelişiyor ve genç Macidemiz de Ömer’den hoşlanmaya başlıyor.
Romanın ilk dönüm noktası Macide’nin aldığı üzücü bir haber, birikmiş duygularla birleşip duygusal bir boşluk yaratınca Ömer’e güvenip onunla bir yola çıkmasıyla başlıyor. Buradan sonra Ömer daha büyüyemediğini kanıtlayacak çok fazla şey yapıyor. Macide ise hem Ömer’e duyduğu duygular hem de aldığı kararın sorumluluğu ile bu çok da içine sinmeyen hayatı yaşamaya çalışıyor. Ta ki artık sevdiği Ömer’i yanında bulamayana dek.
Macide’nin düşüncelerinin gelişimi kitapla ilgili en sevdiğim şeylerden birisiydi. Duygusal bir boşlukla verdiği kararın sorumluluğunu alışı, son ana kadar her şeyin güzel olacağına dair inancı ve nihayet etrafındaki bu sözde ‘yüksek’ insanların aslında o kadar da mantıklı konuşmadığına dair uyanışı. Her aşamayı çok berrak bir şekilde gördük. Macide’ye kızdığım zamanlar onunla gurur duyduğum zamanları geçmedi. Kitabı okuma motivasyonumu veren de buydu sanırım.
Ömer ise kitap boyu bir sürü hata yapıyor ve beni sınıyordu ama son düzlükte, belki de başına gelenlerin ehemmiyetiyle ondan beklemediğim bir şekilde ‘büyümeye’ bir adım