Hatırla
Biz gençken
Ne yarından korkar
Ne dünün yasını tutardık
Biz
Bizdik
Zaman
Şimdiydi
Hayat
Yaşanırdı
Ayrılmazdık
Elmanın iki yarısıydık
Çünkü zaman vardı
Nefes alacak
Kötü zamanlar burada
Kötü zamanlar geldi
Ama hayat bitemez
Daha başlamamışken
Göl parlar, su soğuktur
Parlayan her şey dönebilir altına
Müziği sustur, melodi duyulsun
Sahte gülüşleri yok et ve haykır aya doğru
"Bazı yolların daha kolay olacağını düşünmek işimize geliyor bence," dedi, bir şeyi ilk kez fark ederek. "Ama belki de kolay yol yoktur. Yalnızca yollar vardır. Bir hayatta, evli olabilirim. Başka bir hayatta, tezgâhtarlık yapıyor olabilirim. Birlikte kahve içmeyi teklif eden tatlı bir adama peki demiş olabilirim. Başka bir hayatta, Kuzey Kutbu'nda araştırmalar yapan bir buzul bilimci olabilirim. Bambaşka bir hayatta, olimpiyat yüzme şampiyonu olabilirim. Kim bilir? Her gün, her an yeni bir evrene giriyoruz. Boş yere hayatımızın farklı olmasını diliyor, kendimizi başkalarıyla ve kendimizin farklı versiyonlarıyla karşılaştırıp duruyoruz ama gerçekte çoğu hayat bir yere kadar iyi ve bir yere kadar kötü."
Evet, TED konuşmamdaki gibi başarıya giden yolu anlatmamı beklediğinizi biliyorum. Ama başarı yalnızca bir yanılsama. Yanılsamadan ibaret. Ha, üstesinden gelebileceğimiz şeyler de var tabii. Mesela bende sahne korkusu var ama işte buradayım, sahnedeyim. Bakın... sahneye çıktım işte! Geçenlerde biri bana esas sorunumun sahne korkusu olmadığını söyledi. Esas sorunum hayattan korkmakmış. Ve biliyor musunuz? Gayet haklıydı. Çünkü hayat korkulacak bir şey; korkutucu olmasının bir nedeni var ve o neden de şu: Hangi dalın gittiği yolu seçersek seçelim, yine o çürümüş ağacız. Ben hayatta çok şey olmak istedim. İstemediğim şey yoktu. Ama hayatınız çürümüşse, siz ne yaparsanız yapın, yine çürümüş kalacak. Rutubet her şeyi baştan sona çürütür.
“Benim burada ne işim var?” diye düşündüğünüz oldu mu hiç? Bir labirentin içindeymişsiniz ve kaybolduğunuzdan eminmişsiniz de, her bir dönemeci kendiniz yarattığınız için bu tamamıyla sizin suçunuzmuş gibi hissettiğiniz? Üstelik, dışarı çıkmanızı sağlayacak birçok yol olduğunu da biliyorsunuz; çünkü labirentten çıkmayı başarmış, dışarıda gülüşüp oynayan insanların seslerini duyuyorsunuz. Çalı çitlerin arasından arada bir görüyorsunuz onları. Yaprakların arasından gelip geçen şekiller hâlinde. Öyle mutlu görünüyorlar ki, onlara değil, bu işi onlar gibi yapamadığınız için kendinize kızgınsınız. Oldu mu hiç? Yoksa labirentte kalan bir tek ben miyim?