Bulunduğun şehrin altmış kilometre uzağında Çatalhöyük diye bir yer var. On bin yıllık bir yerleşim birimi. Belki de yeryüzünde insanların yerleşik yaşamaya başladığı ilk yer. İşte o Çatalhöyük'te on bin yıl önce tanrılar kadındı. Ana tanrıçalar hükmediyordu dünyaya. Ama sonra ne oldu? Erkekler dünyayı ele geçirdi. Tabii tanrıların cinsiyeti de değişmeye başladı. Babillilerin Marduk'u, Yunanlıların Zeus'u, İbrahim'in tanrısı, İsa Mesih'in babası, Muhammed Peygamber'in Allah'ı, hepsi erkek oldu. Oysa daha önce Sümerlerde İnanna, Babil'de İştar, Mısır'da İsis, Hititler de Hepat vardı. İnsanların yazgılarını belirleyen bu tanrıçalardı, onlar bereketin, servetin, mutluluğun, doğurganlığın, gizemin yani yaşamın simgeleriydi. Son on bin yılda erkekler bunları aldılar elimizden ama hâlâ alamayacakları bir yeteneğimiz var; doğurganlık. Bir insanı dünyaya getirmek ayrıcalığı. Tabii biyolojik saati geçirmemek şartıyla. Eğer geç kalırsak erkeklerin yapamayacağı şeyi bu kez doğa yapacak.
“Yedi yüz küsur yıl önce Hazreti Mevlâna'ya tutkun Horasanlı üç genç onu görmek için Konya'ya gelir. Ama ne yazık ki geldiklerinde Hazreti Mevlâna öteki dünyaya göçmüştür. Hazreti Pir'e kavuşamamak, içlerindeki aşkı iyice alevlendirir. 'Madem ki Hazreti Piri görmedik, biz de onun yattığı toprağa gömülmek istiyoruz' diyerek Konya'da ölmeyi dilerler. Dilekleri kabul olunur, üç genç bu topraklarda can verir. Onları da işte bu mezarlığa defnederler. Boylece mezarlığın adı da "Üçler Mezarlığı' olur."
Karatay Medresesi var ya, işte orayı yaptıran Selçuklu Veziri Celaleddin Karatay bir gece konağında bilginleri, sanatçıları, devletin ileri gelenlerini çağırarak büyük bir şölen vermiş. Çağrıya Mevlâna Celaleddin Rumi de katılmış ama yanına Şems'i de almış. İçeri girince herkes Mevlâna'ya büyük bir ilgi göstermiş, onu gönül arkadaşından kopartarak sofranın üst tarafına oturtmuşlar. Şems ise büyük bir engin gönüllülükle kapıda ayakkabıların konulduğu yere çökmüş. Sohbet sırasında 'Başköşe neresidir?" diye bir tartışma çıkmış. Herkes görüşünü açıklamış. Sıra Rumi'ye gelince, 'Bilginlerin başköşesi sofranın ortasıdır, ariflerin başköşesi evin herhangi bir köşesidir, sufilerin başköşesi sofranın kenarıdır, âşıkların mezhebinde ise başköşe dostun kucağıdır.