eser kılıç

Yokluk aslında tüm dünya kültürlerinde babaların bir özelliği değil midir? Onlar ya cephededir ya hapishanede, ya altın postunun peşindedir ya da adalarda perilerle eğlenirler, ya ev dönüşe fırtınaya yakalanırlar ya da dünyanın meyhanelerine takılırlar, ya da bir yerlerde gurbet ellerde para kazanırlar ya da sadece canları eve gelmek istemez...
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Çocuklukta yukarıya doğru büyürsün, boyun bahçedeki güllerinki kadardır, herkes sana her yıl ne kadar büyüdüğünü tekrar edip durur, baban seni havaya kaldırır,parmak uçlarında yükselirsin, her şeyi kıpır kıpır hayat ve hareket doludur, yatmak istemezsin, ancak zorla yatarsın nokta yaşlılık yataydır. Azıcık dinlenelim, öğleden sonra uzanalım ; kanepeye şöyle bir uzanacağım sadece, çünkü belim... Yaşlılık bu son süreli, belki de sonsuz bir yataylığa alışmaktır.
Annelerimizin suskunluklarından harika börekler yaptığını daha önce yazmıştım.
Görünüşe göre her ölümden sonra, her doğumdan sonra olduğu gibi, dünya yeniden başlıyor. Öyle olaylardan sonra kişisel takvimimiz değişiyor ve yeni çağlar açılıyor. Şöyle demeye başlıyorsunuz -a bu babam ölmeden önceydi. Ya da babam hayattayken ya da 2 yıl sonra ... Kızım doğduktan sonra da böyle olmuştu. Dünya aniden ikiye bölünmüştü yeni çağ'dan önce ve sonra.
Ben de babamın ileride üzerinde yatacağı Toprak parçasını böyle hayal ediyordum -çiçekler, hoş kokulu otlar, komşu çayır ve bahçelerinin son haberleriyle ona doğru vızıldayarak uçan arılar.