İnsanların ruhlarını öldürüyorlar anne.. İşte asıl cinayet bu..
Utanılacak bir cinayet.
.
.
Anlıyorsun beni değil mi anne?
İnsanların ruhunu kurutup ve hiçbir şey anlamaz hale getiriyorlar..
Can Yücel diyor ya: “Gitmek gerekir bazen. Fazla yormadan, daha çok bıktırmadan. Eğer vaktiyse ardına bile dönüp bakmadan.”
Bu sözün üstüne söylenebilecek en uygun şeyi sanırım Oğuz Atay'ın satırlarında buldum; “Ne bileyim işte, gitmek çözüm değil de insan kaçmanın başka türlüsünü bilmiyor ki.”
Hani Mecnun Leyla'nın öldüğünü öğrendikten sonra bahçede ağlayarak kürekle çukur açmaya çabalarken “Baba beni göm buraya.” diye yalvarmıştı…
Hani Ezel yeniden Eyşan'ı gördüğünde dengesini kaybetmişti…
Hani Ramiz dayı, herkesi yenebilirim ama seni yenemiyorum deyip Selma'nın kapısında diz çökmüştü…
Hani Keje, Eşkıya'yı tekrar görene kadar 35 yıl tek kelime konuşmamıştı…
Hani İzzet Günay, Türkan Şoray'a “Sevgi de yetmiyormuş, çok eskiden rastlaşacaktık.” demişti…
Hani Ecevit ölürken Ahu'ya “İşin garibi ne biliyor musun, hayatımda başıma gelen en güzel şey bu. Ölüyorum ve sen yanımdasın.” demişti...
Hani Savcı Esra, Behzat Komiser'e “Mutsuz olalım, ne var? Biz de mutsuz olalım. Ben seninle mutsuzluğa da varım.”
demişti…
Hani Bilal Ahu'ya “Ahu’m, sen anlamadın. Ben sana gelemem ki yaram var diye. Benim yaram sensin.” demişti…
Hani Eylül veda mektubunda Yavuz'a “Belki bir gün bir şiirin içinde rastlaşırız seninle.” demişti…
Böyle işte kalbi elinde atanlar kimseye yetemedi.. buna üzülüyorum en çok.