Orada, yani yıllar boyunca devrilen insanlığımızın antik parçaları arasında kırılmamış ne varsa, toplayıp güzün sergisine dizeriz. İsteriz ki, son yolculuktan once, kimsenin suretini saklayamadığı bu göğü açık mevsimde, herkes bizi pürüzsüz bir iyilikle tanısın ve sevsin.
Oysa ben, kendimi, sürekli zamanın belirsiz yüzeyinde kayıp giden ipi köpük bir uçurtma gibi hissettim. Benim zaferim, akşam eve dönerken bir cocuktan ödünç aldığım gülümsemeden daha fazlası olmadı.
Belki de dünya, içine konuk olduğum bir anlık gafletten ibarettir. Belki de ben, bir anlığına gaflete düşmüş bir başka ruhun dalgınlığından ibaretim burada...
Oysa bilirim ki o ağır ve gamlı yurtta, anılarımın çölünden başka bir bekleyen yoktur beni. Orada, söylenip bitmiş şarkıların nakaratları, geri çevrilmiş çiçekler, karşılıksız kalmış cümleler ve ne aradığını bilmeyen bir göçmenin izleri birbirine karışmıştır artık. Hangi şarkı niçin söylenmiştir hatırlamam bile; hatırlamam kim, niçin geri çevirmiştir o çiçekleri; o cümleler neden karşılıksız kalmıştır. Böyle anlarda, beni dünyanın aklında tutacak hiçbir iz bulamam içimde, günler perdelerini çoktan çekmiş, mevsimler çoktan kaldırmıştır sofralarını..