Kovulmuşların Evi

·
Okunma
·
Beğeni
·
2631
Gösterim
Adı:
Kovulmuşların Evi
Baskı tarihi:
Mart 2007
Sayfa sayısı:
108
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752636606
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Timaş Yayınları
Baskılar:
Kovulmuşların Evi
Kovulmuşların Evi
"Koltuğuma yaslanırken, 'şimdi ben bu otobüste, yirmi bir numaralı kendimin kâşifiyim,' diye geçirdim içimden. 'Bilet kesen kadın, on iki saat boyunca uzaktaki bir şehre değil de, yalnızca uzaktaki kendime seyahat edeceğimi bilmiyor. Şu hiçbir yere kaydedilmemiş günlüğün yaprakları aralandıkça, bir kez daha, kurumuş bir çiçek gibi uyandığım, ruhumu insan içine çıkmaya ikna edemediğim sabahları hatırlayacağım. Anneme iyi bir oğul olup olamadığımı düşüneceğim sık sık; hiç fark etmeden ona nasıl da yabancılaştığımı" Küçük bir odada, her seferinde suretimi huzuruna çağıran bir aynanın, beni defalarca kandırdığını anımsamak asabımı bozacak. Bütün o yıllar boyunca kendime ettiğim kötülükler gelecek aklıma; sıkça, güneş ruhumda kimi arıyordu, diye soracağım.

İyi biliyorum ki, bu, yalnızca kendime yoğunlaştığım bir yolculuk olmayacak. Yol boyunca, aradığı sorunun cevabını bulamamış başka başka insanlar da, bende bir cevap olup olmadığını anlamak için gelip kapımı çalacak. Bazen, vazosuna her gün yeni bir çiçek koyan orta yaşlı bir kadın olacak bu misafir, bazen bir dilenci, bazen bir gardiyan... Bazen de, insanların kapısını çalan ben olacağım: Kimi vakit merakla, oturdukları masaya kulak kabartacağım, kimi vakit indikleri kıyılarda dalgalarla konuşurken ya da büyük bir felakete arsızca sevinirken yakalayacağım onları. Kapısını çaldıklarım arasında, her uyandığında kızlarıyla baş başa verip, rüyalarını yorumlayan kadınlar da olacak, kendini burcunun kaderine teslim edenler de...'

Otobüs, şehrin çıkışındaki gişelere yanaşırken, "bana yirmi bir numaralı koltuğu veren, ojelerinin yarısı silinmiş, yüzü hayattan şikâyetçi kadın da artık hafızamın bir parçası sayılır," diye geçirdim içimden. "Tozlu kasabaların, herkesin ölümünün anons edildiği taşra şehirlerinin, ficek atmaya giden kızların, ansızın boşalan yağmur yüzünden oraya buraya kaçışanların, ilk sayıda batacağını bile bile dergi çıkarmaktan vazgeçmeyen genç edebiyatçıların ve bir yazarın yazgısının hatırlanacağı bu arızalı yolculukta onun da bir payı var. Kuşkusuz beni bitkin düşüren bir yolculuk olacak bu; aralarında hiçbir insicam bulunmayan bir sürü hatıradan sonra yeniden dünyaya, o kovulmuşların evine geri döndüğümde, bir kez daha, "hatırlamak da bir ihanettir" diye söyleneceğim."
(Tanıtım Yazısından)
108 syf.
·5 günde·8/10
Kişinin kötü geçen döneminin etkisinden bir an olsun kurtulmak istediği ve de farklı düşüncelere hapsolmak istediği bir vakitte yazarın dünyasında gezinmek, duygularına ortak olmak çokça yapmayı seçtiğim bir kaçış yöntemi sonuç olarak eserin bana verdiği iç huzur yadsınamaz bir gerçek.Kitaba gelirsek;

Ölüm, ebeveyn ilişkileri,mevsimlerin kişi üzerinde etkisi, küçüklük anıları,kendi iç sıkıntılar vb. Birçok konuda yazılan bu denemelerde bazen farkedemediğimiz detaylar, hayata bakmadığımız farklı bakış açıları, bazı olay ve hususların kişi için anlamı ve önemini çokça sunuyor bize yazar.

Ve sanırsam "Kimi Vakitler" en etkileyici, kendimden izler bulduğum deneme oldu.
"Kimi vakitler, ruhumda hissettiklerim dünyaya çıkacak bir kelime bulamaz.Böyle zamanlarda hayat, dört tarafıma asılmış donuk bir resim gibi durur.Kalkıp insanların içine karışmak istemem."
108 syf.
·16 günde·9/10
Şiir tadında, dünyaya, yaşama dair denemelerin bulunduğu bir kitap Kovulmuşların Evi.İçerisinde bulunan otuz dört denemenin aynasında kendi hayatımızı da sorguluyoruz hatta bazen aynanın kendisini sorguladığını bile düşünüyoruz. Ali Ayçil ile tanışma kitabımdı, yazarın diğer eserlerini de listeme ekledim. Tavsiyedir.
108 syf.
“bu yazarın bütün kitapları okunmalı” diye geçirdim içimden.

Kitap hakkında ne yazsam eksik kalacak. Edebi dili o kadar güzel ve akıcı ki kitabın sonuna doğru bitmesin istedim.

Yazar, farklı konuları ele almış olduğu bu deneme kitabında okuru hiç ummadığı bir anda ruhunun aynasının karşısına dikiyor. sarsıcı cümleler ile kendine nasıl hayran bıraktığından bahsetmeyeceğim bile.
mutlaka okunmalı, okutulmalı :)

“İçimden geçenler anlatılacak gibi değil.”
108 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Ali Ayçil.. 2020’de tanıştığım ilk farklı yazar, sadece yazar demek haksızlık olur onun kalemine ruhu okşar, dinlendirir, insanın elini kalbine götürüp yoklattırır. Bir kitabı okurken sizi alıp götüren şey nedir bilmem ama ben yastığıma gömülmüş kitabı okurken kalemimi kaldığım yerin arasına bıraktırıp , boş duvara içli içli baktıran yazarlarla tanışınca dinlenmiş, gerçekten okumuş hissediyorum. Ali Ayçil bana Tarık Tufan, Ahmet Murat, İbrahim Tenekeci tadı verdi. İyi ki tanıştık bu yıl tanışma yılımız olsun artık her kitabın baş tacımdır. “Çoğu vakit insanların keyifle baktığında, bakacak bir yan bulamadım” diyor bir yerinde kitabın. Popüler kültürden iyice uzaklaşıp kabuğumda nefes almak için uğraşırken karşıma çıkan bu cümleyi bana has yazılmış gibi bağrıma bastım. Kovulmuşların Evi Ali Ayçil
108 syf.
·6 günde·Beğendi·8/10
Esselamu Aleyküm
Yazarla tanışma kitabım oldu. Bitmesi için acele etmektense, sakince bir gezintiye çıktım.
Gezinti içerisinde tefekkürü de yoldaş edindim. Bilhassa deneme kitaplarının yaşamın içerisinden olması, okurken daha da keyif verici oluyor. Bazı kısımlar inceden inceye sorgulatıyor hayatı.
"Her yaprak yalnızca bir kere sararır..." diyor yazar. Tıpkı ömür gibi. Tek kullanımlık bir ömre sahibiz. Heybemiz dolu olup olmaması bizim tek kullanımlık hakkı nerede kullandığımıza bakacak Hak...
108 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Yazar ile tanışma kitabım oldu diyebilirim.

Yıllar sonra tekrar okunabilir derinlikte.
Sanki biraz karamsarlığa da gömüldüm okuyunca, ya da bana öyle ağır geldi bilemedim...
108 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10
Bu Ali Ayçil'in okuduğum ikinci kitabıydı. Daha önce "Surkenti Hikayeleri" kitabını okumuştum. Yazar bu kitabı farklı başlıklar altında yazdığı denemelerden oluşturmuş. Ben çok beğendim. Bu kitabı okuduğunuzda ufkunuzun nasıl açılacağını, hayata bakış açınızın nasıl değişeceğini okuyun ve kendiniz görün. Ali Ayçil'in üslubunu çok beğeneceksiniz. Okunmaya değer bir kitap.
108 syf.
·Puan vermedi
Çoğu kişi gibi ben de Ali Ayçil ile bu kitabıyla tanıştım. Kitapta yazarın farklı konularla yaşamı sorguladığı otuz dört denemesi var. Akıcı ve oldukça sade dile sahip olan bir kitap.

Kitapta kendimi bulduğum çok yer oldu ve altını çizdiğim onlarca cümle...Günlüğüme kendimi aktarırken bir araya getiremediğim cümleleri buldum bu kitapta... Daha sonra da arada açıp, sayfalarına tekrar göz atacağım bir kitap benim için.

Ve bir alıntı;
"Bundan sonrası, bundan öncekinden başka türlü olamayacak, biliyorum. Ama yine de her akşam şu kapıyı aralarken, içimde bir genç kız, bana ne beklediğimi soruyor. Keşke bir tek bunu çözebilseydim."

İyi okumalar...
108 syf.
·16 günde
beni derinden etkileyen bir eser. ali ayçil ile bu kitap sayesinde tanıştım ve onun cümlelerini içimde hissettim. her bir yazısında hayatımın farklı bir noktasına dokundu.
108 syf.
·Puan vermedi
Anlam anlam içinde sorgulama sorgulama giden bambaşka bakış açıları kazandıran denemelerden oluşuyor.Deneme okumayı her zaman çok sevmişimdir.En kısa zamanda kapağı aralayıp ilk denemesini okuyun derim ondan sonrası zaten kendiliğinden gelir..Ali Ayçil kelimelerine sağlık..
108 syf.
·Puan vermedi
Ali ayçil ile tanışma kitabım oldu. Denemelerden oluşan oldukça etkileyici bir anlatıma sahip. Dünyaya, içinde bulunduğumuz düzene inceden bir baş kaldırış belkide yazarın duyguları. Bize vermek istediği mesajı nükteli sözlerle anlatmış. Herkesin okuduğunda payına düşeni alacağını düşünüyorum. Bazı bölümler çok etkileyici. Tekrar tekrar okuduğum yerler var kitapta. Düşündüren! mesaj kaygısı taşıyan yazarları ve yazılarını sahipsiz bırakmamalıyız.
Okudum, durdum, düşündüm...
Notlar aldım ve bitirdim
İçime dokunan aklıma takılan öyle alıntılar var ki! İşte alıntılardan bir kısmı ;
Kendince bir kıyıda, uzaktan uzağa yanıp duran bir fenerdi annem; onu her aradığımda, durduğu yeri işaret etmekten vazgeçmeyecekti, bunu iyi biliyordum. İyi biliyordum çünkü, ne zaman ihtiyaç duysam, ne zaman çalkantılı sularımda rotamı kaybetsem, hep yanar gördüm o ışığı; huzmeleri, sükunetle kendisine demirlenecek bir sahile düşüyordu.
İnsanın en dürüst anları, kendisine kendisinden başka kimsenin kalmadığı anlardır. Böyle anlarda vicdanın azabıyla da konuşabilir insan, azap çeken vicdanıyla da..
Bir kuşun kanadını taşıyacak gücüm bile yok bugün.
öyleyse hayat niye inatla, boş bulduğu tek yer benmişim gibi, gelip ruhuma kuruluyor?
Herkesin ölümle ilişkisi başka başkaydı; insanların ölümle aralarındaki mesafeyi, dünyayla ve birbirleriyle olan mesafeleri belirliyordu.
Zamanı dünyevileştirdiğimiz için, ne kadar erken kalkarsak kalkalım, bir türlü yetişemiyoruz meleklerin dağıttığı rızka. O rızktan nasiplenecek iç rahatlığına da, şükür duygusuna da yer kalmadı bedenimizde.
Otuz yıldır bu evde kendi içini doldurmaya terkedilmiş bir günlük gibiyim. Sanki dört duvarla ciltlenmişim de hiç dışına çıkamamışım tutulduğum günlüğün.
İlk zamanlarda, bomboş sayısız yaprağım vardı, onlara bakar umutlanırdım.
Bütün kayıplarımın, o yapraklardan birinde yer bulacağını düşünürdüm.
Yanılmışım.
Ama dünya, yine de bir kıymık gibi batıp duruyor aklıma..
108 syf.
·Beğendi·7/10
Hüzünlü kitapları seviyorum, barındırdığı hikayelerin yalnızlığını ve gerçekliğini... İçinde ben bunu yaşadım, hissettim, düşündüm diyeceğiniz hikayelerden oluşan güzel bir kitap.
Kimi vakitler neye dokunsam bir faniliğin tozu kalkar üzerinden..
Saf bir şiir gibi, zafersiz ve yenilgisiz, bu boşluğun içinde dönenip dururum.
"Her şey bu kadar basit aslında” dedim kendi kendime; "dünya tozlanan bir yerdir." Bütün insanlar toz almak için gelirler dünyaya.
Kimisi bir ülkenin tozunu alır, kimisi bir sehpanın, kimisi bir ceketin...
Ama bazen bir gözün tozunu almak gerekir dünyada, kabul etmek lazım en zoru budur...
Oysa ben, kendimi, sürekli zamanın belirsiz yüzeyinde kayıp giden ipi kopuk bir uçurtma gibi hissettim. Benim zaferim, akşam eve dönerken bir çocuktan ödünç aldığım gülümsemeden daha fazlası olmadı.
Ali Ayçil
Sayfa 42 - Timaş Yayınları 2.Baskı
Bazen gidecek hiçbir yerim olmuyor benim, Bir korkuluk gibi dikilip duruyorum insanların ortasında. Bu bayatlamış gezegende, bu ıssız hükümdarlıkta ne kadar yer adı ve ne kadar sıfat varsa, antik bir uygarlıktan kalma ölü sözcüklere dönüşüyor.
Ali Ayçil
Sayfa 14 - Timaş Yayınları 2.Baskı

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kovulmuşların Evi
Baskı tarihi:
Mart 2007
Sayfa sayısı:
108
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752636606
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Timaş Yayınları
Baskılar:
Kovulmuşların Evi
Kovulmuşların Evi
"Koltuğuma yaslanırken, 'şimdi ben bu otobüste, yirmi bir numaralı kendimin kâşifiyim,' diye geçirdim içimden. 'Bilet kesen kadın, on iki saat boyunca uzaktaki bir şehre değil de, yalnızca uzaktaki kendime seyahat edeceğimi bilmiyor. Şu hiçbir yere kaydedilmemiş günlüğün yaprakları aralandıkça, bir kez daha, kurumuş bir çiçek gibi uyandığım, ruhumu insan içine çıkmaya ikna edemediğim sabahları hatırlayacağım. Anneme iyi bir oğul olup olamadığımı düşüneceğim sık sık; hiç fark etmeden ona nasıl da yabancılaştığımı" Küçük bir odada, her seferinde suretimi huzuruna çağıran bir aynanın, beni defalarca kandırdığını anımsamak asabımı bozacak. Bütün o yıllar boyunca kendime ettiğim kötülükler gelecek aklıma; sıkça, güneş ruhumda kimi arıyordu, diye soracağım.

İyi biliyorum ki, bu, yalnızca kendime yoğunlaştığım bir yolculuk olmayacak. Yol boyunca, aradığı sorunun cevabını bulamamış başka başka insanlar da, bende bir cevap olup olmadığını anlamak için gelip kapımı çalacak. Bazen, vazosuna her gün yeni bir çiçek koyan orta yaşlı bir kadın olacak bu misafir, bazen bir dilenci, bazen bir gardiyan... Bazen de, insanların kapısını çalan ben olacağım: Kimi vakit merakla, oturdukları masaya kulak kabartacağım, kimi vakit indikleri kıyılarda dalgalarla konuşurken ya da büyük bir felakete arsızca sevinirken yakalayacağım onları. Kapısını çaldıklarım arasında, her uyandığında kızlarıyla baş başa verip, rüyalarını yorumlayan kadınlar da olacak, kendini burcunun kaderine teslim edenler de...'

Otobüs, şehrin çıkışındaki gişelere yanaşırken, "bana yirmi bir numaralı koltuğu veren, ojelerinin yarısı silinmiş, yüzü hayattan şikâyetçi kadın da artık hafızamın bir parçası sayılır," diye geçirdim içimden. "Tozlu kasabaların, herkesin ölümünün anons edildiği taşra şehirlerinin, ficek atmaya giden kızların, ansızın boşalan yağmur yüzünden oraya buraya kaçışanların, ilk sayıda batacağını bile bile dergi çıkarmaktan vazgeçmeyen genç edebiyatçıların ve bir yazarın yazgısının hatırlanacağı bu arızalı yolculukta onun da bir payı var. Kuşkusuz beni bitkin düşüren bir yolculuk olacak bu; aralarında hiçbir insicam bulunmayan bir sürü hatıradan sonra yeniden dünyaya, o kovulmuşların evine geri döndüğümde, bir kez daha, "hatırlamak da bir ihanettir" diye söyleneceğim."
(Tanıtım Yazısından)

Kitabı okuyanlar 226 okur

  • Bayram Tosun
  • Hatice Altınkaya
  • sinvoz
  • Eylül Özel
  • Hatice Nur Çiftçi
  • Hanife Güney
  • Sevilay Öztürk
  • busrasii
  • Senanur Ersoy
  • Nly

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%0
14-17 Yaş
%7.1
18-24 Yaş
%21.4
25-34 Yaş
%39.3
35-44 Yaş
%21.4
45-54 Yaş
%10.7
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%70
Erkek
%30

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%25.4 (17)
9
%20.9 (14)
8
%10.4 (7)
7
%13.4 (9)
6
%1.5 (1)
5
%4.5 (3)
4
%1.5 (1)
3
%1.5 (1)
2
%0
1
%0